>
you're reading...
Ortadoğu

Netanyahu’nun, BM Genel Kurulu’nda yaptığı konuşma (tam metin)

BM Genel Kurulu 24 Eylül 2009

Netanyahu Soykırım Hayal Ürünü Diyen Ahmedinejadı Eleştirdi

Netanyahu 'Soykırım Hayal Ürünü' Diyen Ahmedinejad'ı Eleştirdi

Sayın Başkan, Bayanlar ve Baylar,

62 sene kadar önce Birleşmiş Milletler, 3,500 senelik geçmişe sahip Yahudilerin, atalarının yurdunda kendi devletlerini kurmaları hakkını tanıdı. Bugün burada Yahudi Devleti İsrail’in Başbakanı olarak, ülkemin ve halkımın adına size hitap ediyorum

Birleşmiş Milletler İkinci Dünya savaşı katliamı ve Yahudi soykırımı dehşeti sonrasında kuruldu. Görevi bu korkunç olayların tekrarını önlemekti. Günümüze kadar, bu görevi, gerçeklere sistematik bir şekilde saldırmaktan daha fazla zayıflatan hiç bir şey olmadı.

Dün İran Cumhurbaşkanı bu kürsüde antisemit iddialarını kustu. Sadece birkaç gün önce, Yahudi soykırımı Holokost’un bir yalan olduğunu iddia etti.

Geçen ay, Berlin yakınlarında bir villaya gittim. Bu villada, 20 Ocak 1942 tarihinde, büyük bir ziyafette toplanan yüksek Nazi yöneticileri, Yahudi halkını nasıl imha edeceklerine karar verdiler. Bu toplantının tutanakları Alman hükümetleri tarafından senelerce itinayla saklandı.

İşte Nazilerin Yahudileri imha için kesin talimatlar içeren bu tutanağın bir kopyası. Bu bir yalan mı?

Bir gün öncesi, Wannsee deydim. Bana Berlin’de Auschwitz-Birkenau temerküz kampının orijinal planları verildi. Bu planların altındaki imza Hitler’in yardımcısı Heinrich Himmler’in kendisinin. İşte burada bir milyon Yahudi’nin öldürüldüğü Auschwitz-Birkenau temerküz kampı planlarının bir kopyası. Bu da mı bir yalan?

Geçtiğimiz Haziran ayında Başkan Obama Buchenwald temerküz kampını ziyaret etti. Başkan Obama bir yalana mı saygısını gösterdi? Auschwitz’den sağ çıkabilenlerin kollarında Nazilerin dövmeyle yazdığı numaralar hala durur. Bu dövmeler de mi yalan?

Dünya Yahudilerinin üçte biri bu felakette hayatlarını kaybettiler. Benim ailem dahil her Yahudi ailesi bu felaketi yaşadı. Eşimin büyük anne ve babaları, babasının iki kız ve üç erkek kardeşi, tüm amca teyze ve kuzenler Naziler tarafından öldürüldü. Bu da mı bir yalan?

Dün, Yahudi Soykırımı Holokost’a yalan diyen adam bu kürsüden konuştu. Bu konuşmayı dinlemeyi reddedenlere ve protesto için toplantıyı terk edenlere övgülerimi sunuyorum. Ahlaksal duruşunuz ülkelerinize şeref verdi.

Ancak, buraya gelip bu Soykırım inkarcısını dinleyenlere, Yahudi halkı adına, kendi halkım adına soruyorum. UTANMADINIZ MI? Hiç mi edebiniz yok? Soykırımdan sadece 60 sene sonra 6 milyon Yahudi’nin öldürülmesini bir yalan olarak gösteren ve İsrail’i yok etmeye ant içen bir adama meşruiyet kazandırdınız. Bu, Birleşmiş Milletler Antlaşmasıyla alay etmek gibidir.

Belki bazılarınız bu adamın ve iğrenç rejiminin sadece Yahudileri tehdit ettiğini düşünüyorsunuz. Yanılıyorsunuz. Tarih boyunca defalarca Yahudilere karşı başlayan saldırılar eninde sonunda diğer birçoklarını da içine çekmiştir.

İran rejimi, yüzyıllarca uykudan sonra, otuz sene önce tekrar başkaldıran aşırı fanatızm ve tutuculukla ateşlenmekte.

Son otuz senede, bu fanatizm, kurbanlarının kimliğine aldırmadan, ölüm saçan bir şiddet getirdi. Duygusuzca, Müslüman, Hıristiyan, Yahudi, Hintli ve başkalarını da katletti. Birçok örgütü kapsayan bu acımasız inancın müritlerinin amacı, insanlığı ortaçağa geri götürmektir. Yapabildikleri her yerde, çağdışı bir disiplinle yönetilen bir toplum, kadınlar, azınlıklar, eşcinseller ve inancı tam olmadığı varsayılan herkesin baskılara boyun eğmek zorunda kaldığı gerici bir rejim getirirler.

Bu fanatiklerle mücadele, inançları veya medeniyetleri birbirlerine düşürmez. Medeniyeti barbarlıkla, 21 inci yüzyılı 9 uncu yüzyılla, hayatı kutsal sayanları ölümü yüceltenlerle karşı karşıya getirir. 9 uncu yüzyılın ilkelliği, 21 inci yüzyılın gelişmesine örnek olamaz. Mutlaka hürriyetin cazibesi, teknolojinin gücü ve iletişimin kuvveti galip gelecektir.

Sonuçta, geçmiş geleceğe boyun eğdiremez. Gelecek, tüm halklara muhteşem ümitler sunuyor. İlerlemenin hızı kat kat süratleniyor. Matbaadan telefona varmak yüzyıllar aldı. Telefondan bilgisayara sadece onlarca yıl, ve bilgisayardan internete varmak sadece birkaç yıl sürdü.

Birkaç sene önce imkansız dediğimiz buluşlar eskidi bile; olacak değişiklikleri zorlukla kavrayabiliyoruz. Genetik kodu çözeceğiz. Devası olmayan hastalıklara çare bulacağız. Ömrümüz uzayacak. Fosil yakıtlara ucuz alternatifler bulacağız ve dünyamızı temizleyeceğiz.

Kendi ülkem İsrail’in, bilim ve teknoloji, tıp, biyoloji, tarım ve su, enerji ve çevre alanlarındaki geliştirdiği yenilik ve buluşlarıyla bu gelişmelerin ön saflarında olmasından gurur duyuyorum. Bu gelişmeler insanlığa tahminlerimizin ötesinde güzel bir gelecek vaat ediyor.

Fakat en ilkel fanatizm, en öldürücü silahları elde ederse, tarihin akışı bir zaman için tersine dönebilir. Ve geçmişte Nazilere karşı kazanılan zafer gibi, ilerleme ve hürriyet yanlıları ancak insanlığın kan ve işkenceden oluşan korkunç bir hesaplaşmadan sonra galip gelebilirler.

Bu nedenledir ki, bugün dünyayı tehdit eden en ciddi tehlike, dini fanatiklerin kitle imha silahlarını ellerine geçirmeleridir. Birleşmiş Milletlerin de öncelikle ve en acil yapması gereken, Nükleer silahların Tahrandaki despotların eline geçmesini önlemektir

Birleşmiş Milletlerin üye devletleri bunu yapabilirler mi? Uluslararası topluluk, hürriyet isteyen kendi halkını bile terörize eden despotlara karşı gelebilecek mi?

Herkesin gözü önünde seçim sonuçlarını çalıp bunu protesto eden İranlıları sokaklarda kendi kanlarında boğarak öldüren diktatörlere karşı bir eylem yapacak mı? Uluslararası topluluk, dünyanın en tehlikeli terör destekçisi ve uygulayıcısını önleyebilecek mi?

Bunlardan da önemli, uluslararası toplum İran’daki terörist rejimin atom bombaları geliştirip bütün dünya barışını tehlikeye atmasına engel olabilecek mi?

Cesur İran halkı bu rejime karşı koyuyor. Bu binanın dışındaki binlerce gösterici gibi dünyadaki temiz kalpli insanlar onları destekliyor. Birleşmiş Milletler de bu insanları destekleyecek mi?

Bayanlar ve Baylar, Birleşmiş Milletler doğru olanı yapacak mı bilemiyoruz. Son gelişmeler pek cesaret verici değil. Burada, bazıları, teröristler ve onların patronları İranlıları suçlamak yerine terör kurbanlarını suçladılar. Bu durum, BM’in son günlerde açıkladığı Gazze raporunda, haksızca, teröristlerin değil, onların hedeflerinin suçlanmasında tam olarak görülüyor.

8 uzun sene zarfına Hamas Gazze’den İsrail şehirlerine binlerce roket ve havan topu attı. Senelerce bu roketler kasten sivilleri hedef alırken bu olayı kınayan bir tek BM kararı alınmadı.

Bu sekiz senede, yanlış adlandırılan sözde “BM İnsan Hakları Konseyi”nden bu konuda hiç, ama hiçbir şey duymadık. 2005 te barış sürecine hız vermek için İsrail Gazze’nin her santiminden tek taraflı çekildi. 21 yerleşim merkezini yıktı ve 8000 İsrailliyi evlerinden etti. Bu bize barış getirmedi. Barış yerine Tel Aviv’den 50 mil güneyde, İran destekli bir terör yuvası elde ettik. Gazze civarındaki İsrail şehirlerinde ve yerleşme merkezlerinde hayat bir kabusa döndü.

Hamas’ın roketleri durmak bir yana, on misli arttı. Bunun karşılığında BM gene sessiz kaldı. Nihayet, sekiz sene durmayan hücumlara İsrail cevap verme zorunluluğunu hissetti. Bu cevap nasıl olmalıydı? Tarihte, sivil halkın üzerine binlerce roketin atıldığı bir tek örnek var: Nazilerin İkinci Dünya Savaşı sırasında İngiliz şehirlerini bombalaması.

Bu savaşta Müttefik kuvvetler Alman şehirlerini yerle bir ederken yüz binlerce sivil öldü veya yaralandı. İsrail başka bir şekilde karşılık vermeyi daha uygun buldu. Sivillerin arkasına saklanıp sivillere ateş ederek çifte bir savaş suçu işleyen bir düşmana karşı, İsrail cerrahi bir hassasiyetle roket atarları vurmayı denedi.

Bu kolay bir iş değildi. Teröristler, roketleri okul ve evlerden atıyor, camileri cephane deposu olarak , ambulansları da cephane taşımada kullanıyorlardı. Buna karşıt İsrail savaştan zarar göreceklerin sayısını azaltmak için, Filistin halkını, bombalanacak yerlerden uzaklaşmaları için ikaz etti. Evlerin üzerine sayısız bildiriler attık. Binlerce yazılı mesaj gönderdik ve binlerce kişiyi cep telefonlarından arayarak uzaklaşmalarını istedik.

Tarihte hiçbir ülke düşmanın sivillerini çatışma bölgesinden uzaklaştırmak için bu kadar uğraşmamıştır. Buna rağmen, saldıranın ve kurbanın bu kadar bariz görüldüğü bir yerde, BM İnsan Hakları Konseyi kimi suçlu buldu? İsrail’i. Kendisini meşru bir şekilde savunan bir demokrasi ahlaksal anlamda mahkum edilip asılmış, parça parça edilmiş ve üstelik haksızca dava edilmiştir.

Bu çarpıtılmış standartlarla BM İnsan Hakları Konseyi herhalde Roosevelt ve Churchill i de savaş suçlusu ilan ederdi. Bu, adaletin nasıl bir saptırılması? Bu, gerçeğin ne biçim bir saptırılması!

Birleşmiş Milletler Delegeleri, bu maskaralığı kabul edecek misiniz? Çünkü, eğer kabul ederseniz, Birleşmiş Milletler, İnsan haklarının en büyük tecavüzcülerinin hukuksal demokrasileri yargıladığı, Siyonizm’in ırkçılık olduğunun ilan edildiği ve de otomatik bir çoğunluk sayesinde dünyanın düz olduğunu bile ilan edebilecek en karanlık günlerine geri döner.

Eğer bu kurum bu raporu reddetmezse tüm dünya teröristlerine bir mesaj göndermiş olursunuz: Terör yapmakta kar var. Eğer saldırılarınızı sık yerleşim bölgelerinden yaparsanız bağışıklık kazanırsınız. İsrail’i kınarken, bu kurum barışa da öldürücü bir darbe vuracak. Neden mi? İsrail Gazze’den çekildiğinde, çoğu kimse roket ve havan atışlarının duracağını ümit etmişti. Diğerleri hiç olmazsa İsrail’in kendini savunmak için uluslararası alanda meşruiyet kazanacağını ummuştu.

Nerede meşruiyet? Nerede kendini savunma?

İsrail’in Gazze’den çıkmasını alkışlayıp, bizim kendimizi savunmamıza destek vaat eden aynı Birleşmiş Milletler, şimdi bizi – benim ülkemi, benim halkımı – savaş suçlusu olmakla suçluyor. Ne için? Kendimizi savunurken sorumlu bir davranış gösterdiğimiz için. Ne gülünç bir durum!

İsrail hakkıyla kendini teröre karşı korudu. Bu tek taraflı ve haksız rapor tüm hükümetler için bir deneydir. İsrail’i mi, terörü mü destekleyeceksiniz? Bunun cevabını şimdi almamız lazım. Şimdi, daha sonra değil! Çünkü eğer İsrail’den tekrar barış için kendini riske etmesi isteniyorsa, yarın bizim yanımızda olacağınızı bugün bilmemiz lazım. Ancak, kendimizi savunabileceğimizi bilirsek, barış için daha fazla risk alabiliriz.

Bayanlar ve Baylar, tüm İsrail barış istiyor. Ne zaman bir Arap liderinin samimi bir barış isteği olduysa barış yaptık. Enver el Sadat’ın yönetiminde Mısırla barış yaptık. Kral Hüseyin’in liderliğinde Ürdün’le barış yaptık. Ve de Filistinliler hakikaten barış istiyorlarsa ben ve hükümetim, ve İsrail halkı barış yapacağız. Fakat istediğimiz hakiki, korunabilen ve daimi bir barış

1947 de, bu kurum, iki halk için iki devlet kurma kararı aldı. Bir Yahudi ve bir Arap devleti. Yahudiler bu kararı kabul ettiler. Araplar reddettiler. Filistinlilerden istediğimiz 62 senedir reddettiklerini kabul etmeleri: Yahudi devletine “Evet” deyin

Bizden Filistin devletini kabul etmemiz istendiği gibi, Filistinlilerden de Yahudi milletinin devletini kabul etmeleri istenmeli. Yahudiler İsrail toprağında dışarıdan gelen istilacılar değildir. Bu topraklar atalarımızın topraklarıdır.

Bu binanın duvarlarında Tevrat’ın barış vizyonu yazılıdır: “Ulus Ulusa Kılıç kaldırmayacak. Savaş eğitimi yapmayacaklar artık!”. Bu sözler Yahudi kahin Yeşaya tarafından benim ülkemde ve benim şehrimde – Yehuda dağlarında ve Jjerusalem sokaklarında söylendi. Biz bu toprakların yabancıları değiliz. Burası bizim evimiz.

Bu toprağa bu kadar bağlı olmamızın yanında, Filistinlilerin de burada yaşadığını ve kendilerine bir yurt yapmak istediklerini kabul ediyoruz. Amacımız onlarla yan yana, barışla, refah ve haysiyetle yaşayan iki hür halk olmak istiyoruz. Fakat, güvenliğimizi de istiyoruz. Bu yüzden Filistinliler İsrail’i tehlikeye atacak birkaç yetki dışında tüm güç ve yetkilere sahip olacaklardır.

Bu nedenle, Filistin devleti gerçek anlamda silahsızlandırılmış olmalıdır. Jerusalem’in yanı başında, Tel Aviv tepelerinde, İran tarafından desteklenen ikinci bir Gazze, bir terör yuvası istemiyoruz.

Barış istiyoruz.

Bu barışa ulaşabileceğimize inanıyorum. Bu barışa ancak ve ancak barışı yıkmak ve İsrail’i yok etmek isteyen İran’ın öncülüğündeki teröre geçit vermezsek ulaşabiliriz. Uluslar cemiyetinin vermesi gereken karar, bu teröre karşı mı gelecek yoksa onları barındıracak mı?

Yetmiş sene önce Winston Churchill, “insanlığın onaylanmış öğrenme özürlü olması” diye adlandırdığı illetten, yani, medeni toplumların tehlikelerin neredeyse onları yok etmesine kadar uykuda olmalarından şikayetçiydi.

Churchill, kendi deyimiyle “eylem basit ve etkili olabileceğinde harekete geçme isteksizliği, açık düşünme eksikliği, en acil durum kendini gösterene kadar karar mercilerinin şaşkınlığı, kendini koruma çanları bangır bangır çalana kadar hiçbir şey yapılmamasından” şikayetçiydi.

Bugün, burada, Churchill in “öğrenme özürlü” değerlendirmesinin ilk defa olarak yanlış olduğunu göstereceğimiz umuduyla konuşuyorum. Bugün, burada, tarihten ders alıp tehlikeleri önleyebileceğimiz umuduyla konuşuyorum

Yeşaya’nın 3000 sene önce söylediği ebedi sözlerin ruhunda, kuvvetli ve cesur olalım. Bu tehlikeyi önleyerek, geleceğimizi güvenlik altıma alalım, ve Allah’ın izniyle kuşaklar boyu sürecek bir barış yaratalım.

(İbranice)

Tanrı halkına cesaret verecek; Tanrı halkını barışla kutsayacak.

Teşekkür ederim.

çeviren: İsak Duenyas

Reklamlar

Yorumunuz

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

RSS Hertür Kültür

  • Son Dakika... Gökova yine sallandı 24 Temmuz 2017
  • Son dakika... Manisa'da patlama sesleri halkı sokağa döktü 24 Temmuz 2017
  • Tarım aracı devrildi: 1 ölü 24 Temmuz 2017
  • CHP'li Özgür Özel kürsüyü siyah örtüyle kapattı 24 Temmuz 2017
  • Mert Günok transferini duyurdu 24 Temmuz 2017
  • Son dakika... Elazığ'da ANKA düştü 24 Temmuz 2017
  • Quaresma'ya ceza gelebilir 24 Temmuz 2017

Stats