>
you're reading...
Ortadoğu Haber Ajansı

Mihail Vasiliadis (Apoyevmatini gazetesi): “Azınlıklara karşı yürütülen nefret söylemine karşı gazeteciliğe başladım”

Fethullahçı Cemaatine bağlı Gazeteci ve Yazarlar Vakfı’nın alt kuruluşu olan Abant Platformu’nun ikinci gününde misafir aydınların gözüyle Türkiye tartışıldı. Önceki gün ‘Türkiye Üzerine Farklı Bakışlar’ konusuyla başlayan Abant Platformu’nun ikinci gününde ‘Avrupa Birliği Yolunda Türkiye’ ele alındı.
İstanbul’da Rumca yayın yapan Apoyevmatini Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Mihail Vasiliadis, cumhuriyet ve demokrasi kavramlarının eşanlamlı olduğuna dikkat çekti. Türkiye’de cumhuriyetin kurulmasından sonra demokrasiye geçildiği mitosu bulunduğunu ifade eden Vasiliadis, “Bu iki kelime zaten aynı anlamlara geliyor. Birbirlerini tamamlayan ifadeler. Biri diğeriyle birlikte gelir. Biri olmadan diğerinden söz edilemeztespitinde bulundu. Türkiye’deki uygulamanın ‘bir soydaş ve dindaş cumhuriyeti’ olduğuna işaret eden Vasiliadis, “Buradaki insanlara başka ülkelerdeki kendi dindaşlarının veya soydaşlarının sorunları, kendi ülkelerindeki vatandaşlarının sorunlarından daha sıcak geliyor” dedi. Ukrayna Büyükelçisi Sergei Korsunsky ise demokrasinin dışarıdan empoze edilecek bir şey olmadığının altını çizdi. Kimsenin ‘benim demokrasim seninkinden daha iyi’ diyemeyeceğini belirtti. Mihail Vasiliadis ayrıca şunları ekledi: “Cumhuriyetle demokrasi kavramı eş anlamlıdır. Türkiye’de önce cumhuriyeti kurduk sonra da demokrasiyi geçişi sağlamaya çalışıyoruz. Oysa cumhur kelimesi ile Yunan kökenli demos kelimesi ayı anlamı taşıyor. Cumhuriyeti kurunca demokrasiyi de beraberinde getirmek lazım. Cumhuriyette devrimler yukarıdan aşağıya yapılıyor. Demokrasi de aşağıdan yukarıya baskıyla yapılıyor. Esas bu devrimlerin aşağıdan yukarıya yapılması gerekiyor. Muhafazakarlaşma var. Bugünler de ‘toplum muhafazakarlaşıyor mu?’ diye sorun ortaya atıldı. Oysa bu muhafazakarlaşma bugünün sorunu değil. Çok eskiden geliyor. İnançlarımızı çocuklarımıza devretme çabası içerisindeyiz. Çocuklarımıza serbest düşünme ve kendi kararlarını verme haklarını tanımaktan çekiniyoruz. […] Apoyevmatini Gazetesi ilk çıktığında 150 bin azınlık vardı. Ekonomik sorun olmadan yayınlanıyordu. 1927’de baskılar başladı. Yıllar içerisinde baskının parasını nasıl çıkartılacağı düşünüldü. Etik kurallar içerisinde nefret suçlarının da girmesi gerekiyor. Azınlıklara karşı yürütülen nefret söylemine karşı gazeteciliğe başladım. 64’ten sonra Basın İlan Kurumu, azınlık kuruma ilan vermeyi durdurdu. Yönetmelik değişti, ama ilan gelmedi. Yardım edeceklerini söylediler. Almamak isterdim, ama kapanacaktı“.
13 Mart 2012’de Zaman gazetesine verdiği röportajda 1958 yıllarının gergin atmosferini biraz da basın ve medyanın oluşturduğuna dikkat çeken Mihail Vasiliadis, yapılan haber ve yorumların anlaşılmaz derecede ayrıştırıcı ve nefret içerdiğini ifade etmişti. Vasiliadis, o günlerin şartlarını şu sözlerle özetlemişti: “40’lı, 50’li yıllarda Rum anneler çarşıya çıktıklarında çocuklarının ellerinden tutmazdı. Elini çocuklarının omzundan atar, avucuyla çocuğun ağzını kapatırdı. Çocuklar konuşup da Türk olmadıkları anlaşılmasın diye. Çekinirlerdi. Üniversiteyi terk eden tek Rum da ben değilim. Sadece üniversite değil, çok şey terk edildi. Tüm Türkiye’ye nam salan, başarılı bir Rum kalp cerrahı vardı. 3 kere profesör olmak için başvurdu. Ancak ayrımcılık sebebiyle profesörlük verilmedi. O yıllarda bir Rum’un profesör olması imkânsızdı. O da durumu anlayıp Amerika’ya gitti.”
Abant Platformu’nun programına AGOS Gazetesi’nden Lili Gasparian damgasını vurdu. Türkiye’nin AB’ye girmesi durumunda sıcakkanlılığını kaybedeceğini ifade eden Gasparian, “Fransa’da eğitim alırken, oradaki hocam, Avrupa Birliği’nin kurucusu Robert Schumann, eğer Avrupa Birliği’ni yeniden kurmak isteseydi bölgesel değil kültürel bir toplum kurardı diyordu. Neden Türkiye’nin birliğe alınmadığı İslamofobi ve Türkiye’nin bir bölümünün Asya, diğer parçasının Avrupa’da olması gibi yaklaşımlar değil, toplumun Avrupa Birliği’ne uymadığını söylüyordu. Ben neden aşağılıyor diye kendime soruyordum ama Türkiye’ye gelince bunu daha iyi kavradım. Burada Avrupa’da olmayan bir sıcaklık farkı var. Burada ben her gün sabah komşuma selam vererek ayrılıyorum. Ama Fransa’da 5 yıllık komşumu tanımıyordum. Kültür olarak, düşünce tarzı olarak Türkiye toplumu Avrupa Birliği’ne uymuyor. Eğer Türkiye, Avrupa Birliği’ne girecek olursa ben yaşamak için kendime başka bir ülke arayacağım. Çünkü girmemesi benim için daha iyi olacak ve o sıcaklığını kaybetmeyecek” dedi.
Lili Gasparyan ayrıca: “Hrant Dink öldürülünce Türkiye’de herkes daha fazla konuşulmaya başladı. Özgür bir şekilde insanlar konuşulmaya başladı ve fazlasıyla özgür konuştu. 2 yıl sonra önce konuşan insanların hepsi hapiste. Türkiye Cumhuriyeti hükümeti ‘konuşabilirsiniz’ dedi. Ama 2 yıl sonra konuşan herkesi içeriye almaya başladı. Bu nasıl bir ifade özgürlüğü? Kafamda soru işareti var. İfade özgürlüğü var ama konuşurken hep tedirginiz. Bugün konuştuğum için 2 yıl sonra başıma ne gelecek korkusu var”, diye ekledi.
Son günlerde sıkça tartışılan ‘kürtaj’ konusu, platformun da gündemindeydi. Agos gazetesi muhabiri Lili Gasparian, kürtaj tartışmalarının ifade özgürlüğünü kısıtladığını öne sürerek, “Türkiye’de bulunduğum süreçte gerçekte güleyim mi ağlayayım mı karar veremediğim konulardan birisi kürtaj. Çünkü bir Başbakan’ın böyle bir konuda karar verme hakkının olmadığını düşünüyorum” dedi.
Boğaziçi Üniversitesi’nde görevli Vangelos Kechriotis;  “Türkiye’de pankart açan öğrencilerin ve not alan profesörlerin tutuklanarak hapishaneye atılması endişe verici. Kendimi bu ülkede konuk olarak hissetmiyorum. Bu ülkeye aidim. Bu duygum son birkaç yıldır daha da güçlendi. İlerleyen dönemlerde de Türk vatandaşı olacağım. Geçen yıl benim için son derece aydınlatıcı bir yıl oldu. Öğrencim Şeyma Özcan Aralık ayında tutuklandı. Gerekçe de terörist organizasyon için aktivite yapmasıydı. Bir telefon görüşmesi yapmış. Öğrenciye staj teklif edilmiş. Öğrenci bunu reddetmiş ama yalnızca buna dayandırılarak 5 ayını hapishanede geçti. Bu benim için çok tuhaf bir durum. Öğrencilerimden bir tanesi jandarma tarafından sınavlara getiriliyordu. Bu benim için çok yeni bir durum. Silahlı bir jandarmanın öğrencimin sınavını alırken durması çok tuhaf. Bir profesör arkadaşım bir partinin siyaset akademesi sınıflarında ders verirken bazı notlar almış. Bu notlarla terörist etkinlikleri yüreklendiği gerekçesi ile tutuklandı. Ben de bir parti tarafından davet edildim. Bir gün, bir sabah polis beni ziyaret ederse ve bu toplantı sırasında aldığım notları bulursa bana karşı kullanabilir. Ben bunları yazmalı mıyım, sansür mü uygulamalıyım? Ben de aynı sorunlarla karşı karşıya kalıyorum. Türk meslektaşlarımın sorunları benim için önemli. Ben gerçekten endişeleniyorum.
Abant Platformu’nda “Türkiye’nin Dış Politikası ve Ortadoğu” konusu tartışıldığı  ikinci oturumunda, Boston Üniversitesi’nde görevli Jenny White, Türkiye’nin bölgeyi etkilemesinin insanların istemesine bağlı olduğunu belirterek, şunları söyledi: Batıda, Türkiye’nin model olup olamayacağı konuşuluyor. Herkes modelde istediği şeyi görür. Türkiye bölgeyi gerçekten etkileyebilir mi? Ancak oradaki insanlar isterse etkileyebilir. Sadece birkaç elit gerekçeleri sundu diye Türkiye modeli kabul edilemez”.
Suriye’deki bir gazetede görevli Aliya Türki, Türkiye’nin Suriye için hiçbir şey yapmadığını belirterek, şöyle devam etti: “Türkiye’nin, Arap dünyasındaki rolü nedir? Araplar ve Türkiye arasındaki ilişkiye baktığımızda ticari ilişkiler dışında hiçbir ilişki yok. Türkiye’yi güçlü bir ülke olarak kafamıza yerleştirmiştik. Ama Türkiye bir şey yapmadı. Türkiye, Arap dünyası için fazla bir şey yapamayacağını gösterdi. Her zaman Türkiye’nin model alınmasından bahsediliyor. Türkiye neden Ortadoğu’da en güçlü ülke olsun ki?”…

Reklamlar

Tartışma

6 thoughts on “Mihail Vasiliadis (Apoyevmatini gazetesi): “Azınlıklara karşı yürütülen nefret söylemine karşı gazeteciliğe başladım”

  1. SAYIN ECE HANIM ; SIZIN DE YUNANISTANDAKI TURK AZINLIGINI MISAL OLARAK GOSTERDIGINIZ GIBI YUNANISTAN VE TURKIYE GIBI AVRUPA DEMOKRASISINE GECEMEMIS MILLETLERDE AZINLIKLAR HEP HOR GORULMUS VE NETICEDE AZINLIKLAR GOC ETMEYE ZORLANMISTIR. ASRIN BASLARINDA YUZBINLERE VARAN RUM . ERMENI , YAHUDI AZINLIKLARDAN BUGUN 3.000 RUM. 50.000 ERMENI . 21. 000 YAHUDI TURKIYEDE YASAMAKTA OLUP BUNLARIN BIR MIKTARI BELIRTIGINIZ GIBI ZENGIN TUZU KURULAR OLUP AZINLIK DUSMANI BASININ BUTUN ZEHIR SACAN YAYININA RAGMEN ONURUNU FEDA EDIP BASI EGIK TURKIYEDE YASAMAYA DEVAM EDENLER ILE ARTIK IHTIYAR OLUP YENI BIR HAYAT KURMAK ICIN GOC ETMEYI GOZE ALAMAYAN FAKIR TABAKADIR . GOC EDENLER DE KENDILERINI TEHLIKEDE HISSETTIGI ICIN GOC ETMISLERDIR. ( TRAKYA OLAYLARI, VARLIK VERGISI . 6 – 7 EYLUL VAKALARI GIBI ) . BUGUN AVRUPA MEMLEKETLERINDE YASAYAN YUZBINLERCE TURK NICIN ORALARI TERKETMEYI DUSUNMEZLER . CUNKU ORADA DIN VE VICDAN HURRIYETI OLUP HERKES BIRBIRINE SAYGILI DAVRANIR. TURKIYEDEN GOC ETMIS AZINLIKLAR KANUNA RIAYET EDEN VE EN MUHIMI VERGI VEREN VATANDASLARDI . EN IYI VATANDAS VERGISINI VEREN VATANDASTIR . BOYLECE TURKIYE HEM MUTESEBBIS HEM DE VERGI VEREN BIR TOPLUMU KAYBEDINCE HAZINE BIR GELIRDEN MAHRUM KALDI VE ISSIZLIK ARTMIS OLDU .

    Posted by AZNOTON BABA | 3 Temmuz 2012, 4:21 am
  2. Sanki diğer ülkelerdeki Yunanistan vs türk azınlıklara çok iyi davranıyorlar da,konuşturmayın beni ,sosyetenin çoğunu yahudiler, azınlıklar oluşturuyor,sade vatandaştan iyi yaşıyorlar,size kalsa herkes bu ülkede eziyet görüyor,bir türkler görmüyor,sanki türk insanı dört dörtlük yaşıyor da bu ülkede azınlıklar kötü.Saçmalık.

    Posted by ece | 2 Temmuz 2012, 7:42 pm
  3. BEN DE SAYIN IZZET KAGARIN ILE AYNI FIKIRDEYIM . ADALET KIN VE NEFRET USTUNDE KURULAMAZ. ADALET BIR GUN HERKESE LAZIM OLUR .

    Posted by AZNOTON BABA | 26 Haziran 2012, 3:24 am
  4. Abant PLATFORMU BILDIRGESI bosuna YAZILMIS bir ISTEK ! AKP VE ERDOGAN BASTA OLDUKCA HUKUK GUGUK oldugundan NE yazarsan fayda ETMEZ ! Azinliklara simdilik dokunmuyorlar gibi,fakat ONLARIN da sirasi gelecek ! Ayni HITLER ALMANYASINDAKI GIBI HERKESIN SIRASI GELECEK ! ADALET KIN VE NEFRET USTUNDE KURULAMAZ !

    Posted by IZZET KAGARIN | 25 Haziran 2012, 2:32 am
  5. Anlaşılan Türk azınlığın(..!) haklarını savunmak, gayrimüslim azınlığa kalmış:-)) Dilerim Türk Halkı geçmişte yapılan hatalardan ders almıştır.

    Posted by Menteş Azuz | 24 Haziran 2012, 7:01 pm
    • 27. Abant Platformu Sonuç Bildirgesi
      24.06.2012
      Demokratikleşme
      1. Türkiye’deki mevcut kültür demokratikleşmeyi engelleyici etkileri olan bir aidiyet ve ötekileştirme anlayışına dayanmaktadır. Söz konusu anlayışın temel unsurları olan otoriter yapılar ve ataerkil hiyerarşi aileden siyasi hayata kadar yansımakta, özellikle siyasi hayatta çoğunluk hakimiyeti ve demokratik olmayan kurumsal yapılar seklinde kendini göstermektedir. Bu anlayış kalıplarını besleyen iki temel kurum aile ve eğitimdir.
      2. Yasama, yargı ve yürütme gibi temel kurumların kuvvetler ayrılığı çerçevesinde geliştirilmesi demokratikleşme açısından önemlidir. Ne var ki bu kurumlardaki insanların kültürü demokratikleşme önünde engel olabilir.
      3. Bireysel haklar hukukun üstünlüğü sağlanmadan teminat altına alınamaz çünkü devletin adil davranacağından ve haklarını koruyacağından emin olamayan bireyler bu teminatı farklı gruplarda arayacaklardır. Bu, özellikle kadın hakları için önemlidir.
      4. Türkiye’nin insan haklarını etkin biçimde koruyan liberal demokratik bir anayasaya ihtiyacı vardır. Türkiye demokratikleşme anlamında ciddi mesafe kaydetmiştir. Ne var ki bu dönüşümün zaman alan bir süreç olduğu hatırdan çıkarılmamalıdır.

      Dış Politika ve Ortadoğu
      5. Türkiye’nin dış politikasının çeşitlendirilmesi olumlu bir gelişmedir. Buna karşın Türkiye’nin Ortadoğu ve Kuzey Afrika’da verdiği sözler ve bu sözleri hayata geçirme kapasitesi arasındaki boşluk giderilmelidir.
      6. Türkiye’nin bölgede rol model olarak algılanması ekonomik basari ve siyasi gelişmelerle ilgilidir. Türkiye’nin bu rolü hayata geçirebilmesi kendi demokratikleşme sürecindeki başarısına bağlı olacaktır.
      7. Türkiye’nin dış politikasına Ortadoğu ile daha iyi ilişkiler de dâhil olmak üzere yeni boyutların eklenmesi Avrupa Birliği’ne tam üyeliğin önemini ikame edemez.
      8. 2015’e kadar olan dönem sadece Türkiye için değil, ayni zamanda Ermenistan için de 1915 olaylarının nasıl ele alınacağının tekar düşünülmesi konusunda değerli bir fırsattır.

      Avrupa Birliği
      9. Türkiye’nin AB’ye tam üyelik süreci, karşılıklı ekonomik menfaatlerle ilgili olmanın yanı sıra, temelde evrensel değerler, hayat standartları ve demokrasinin karşılıklı olarak geliştirilmesi ilgilidir.
      10. Vizelerin kaldırılmasını hedef alan kolaylaştırma sureci memnuniyetle karşılanmaktadır. Vizelerin kaldırılması, AB’nin insanların hayatında önem taşımaya devam ettiğini gösterecek ve AB’ye katilim konusundaki toplumsal isteği güçlendirecektir.
      11. Müzakerelerin tıkanmasındaki sorumluluk AB üyeliği yönündeki çabaları yavaşlatmasından ötürü hükümete ve yeni başlıklar açılmasını engellemesinden ötürü AB ve AB üyesi ülkelere aittir.

      Ekonomi
      12. Türk ekonomisi geçtiğimiz on yıl içinde kayda değer bir gelişme göstermiştir. Ne var ki bu gelişme, aralarında cari bütçe açığının da bulunduğu bir takım yapısal sorunlara da neden olmuştur. Mevcut ticari ilişkilerin korunması kaydıyla yurtdışı pazarların çeşitlendirilmesi bu problemlerin asılması adına önem taşımaktadır.
      13. Hükümet, ekonomik kalkınmanın itici gücü olan eğitim ve altyapıya yatırım yapmayı sürdürmeli, yatırımlarda katma değer ve yenilik öncelikle hedef alınmalıdır.
      14. Kalkınmada başarının sadece ekonomik göstergelerle ölçülmesi yanıltıcı olabilir. Çevre, yenilenebilir enerji, enerji bağımlılığı, bölgesel dengesizlikler ve gelir dağılımı gibi konuları da içine alan kapsamlı kalkınma stratejileri benimsenmelidir.

      Medya
      15. Türkiye toplumundaki mevcut kutuplaşmanın medya üzerinde direk olumlu ve olumsuz etkileri söz konusudur. Bir yandan birçok görüşün medyada yer alması sayesinde çoğulculuk ve demokrasi kültürü güçlenmekte, öte yandan taraflı ve önyargılı habercilik kamuoyunda medyaya karşı güvensizliğe neden olmaktadır.
      16. Mevcut ceza kanunu bireylerin, gazetecilerin ve ifade özgürlüğünün değil, devletin menfaatlerinin korunmasını esas almaktadır. Bu bakış açısı tutukluluklara ve kötü muameleye karşı duyarsız kalınmasına neden olmaktadır.
      17. Türkiye medyasındaki sorunlar profesyonelleşme, mesleki etik, ifade hürriyeti, iş ilişkileri ve siyasi-kültürel etkiler etrafında yoğunlaşmaktadır. Kadın gazetecilerin eşit muamele görmemesi buna örnek gösterilebilir. Öte yandan, bu sorunların Türkiye’ye özgü olmayıp dünyanın her yerinde görüldüğü gözden kaçırılmamalı ve konu dengeli bir yaklaşımla ele alınmalıdır.
      18. Azınlık gazeteleri ihmal edilmemeli ve eşit muamele görmelidir.
      19. Gazetecilik müfredatı bu mesleğin temel unsurları ile ilgili olan mesleki etik, haberleştirme ve sorumlu medya ile ilgili dersler içermelidir.
      20. Medya sektöründeki düşük maaşlar ve çalışan hakları gazetecilik mesleğinin cazibesini azaltmakta ve kalifiye kişilerin kendilerini sektörden uzaklaştırması sonucu kapasite kaybına neden olmaktadır.

      Posted by kehaber | 24 Haziran 2012, 10:16 pm

Yorumunuz

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

RSS Hertür Kültür

  • İYİ Parti'den NATO açıklaması 18 Kasım 2017
  • Yapı denetim firmalarına ceza yağdı 18 Kasım 2017
  • CHP lideri Kılıçdaroğlu'ndan NATO'daki skandala tepki 18 Kasım 2017
  • Şişli'de polisin 'dur' ihtarına uymayan araçla kovalamaca 18 Kasım 2017
  • 1780 maden denetimden geçemedi 18 Kasım 2017
  • NATO'daki skandalın arkasında S-400 alma planı mı var? 18 Kasım 2017
  • İsrail'den Fransız politikacılara yasak 18 Kasım 2017

Stats