>
you're reading...
BiaNet

Türkiye’de “Parti Lideri seçerken Dinsel İnançlarını Dikkate Alırım” diyenlerde ciddi bir artış var

BİA Haber Merkezinden Çiçek Tahaoğlu’nun baktardığı röportajda “Türkiye’de Muhafazakarlık” araştırmasını yapan Prof. Dr. Yılmaz, “Muhafazakarlığın temel kurumları devlet, din, millet, aile. Türkiye’de bu iş ailede başlıyor, ailede bitiyor” derken “Muhafazakarlık Azalmadı, Geometrisi Değişti” gözlemini gündeme getiriyor. Açık Toplum Vakfı ve Boğaziçi Üniversitesi desteğiyle yaptığı kamuoyu araştırmasında 1200 kişiyle görüşülereka 2006’dan bu yana Türkiye’de muhafazakarlık yapısındaki ve algısındaki dönüşümler ele alınıyor. Prof. Dr. Yılmaz ile gerçekleştirilen söyleşiden alıntılar:
“[…] Muhafazakarlık arttı ya da azaldı gibi ifadelerden çok, muhafazakarlığın geometrisinin değiştiğini vurgulamak gerekiyor.[…] Türkiye Özal döneminden beri, özellikle son 10 yılda hızlanan naif, çocuksu bir ekonomik çağdan geçiyor. Bunun bir göstergesi de, araştırmada en çok değişmesi istenen alanın ekonomi olması ve siyasal ve toplumsal değişim taleplerinin cılız kalması. Bu ekonomik çağ dine, milliyetçiliğe, kadın-erkek ilişkilerine, her şeye damgasını vuruyor. Naif bir “büyüyelim, gelişelim, zenginleşelim, arabamız, evimiz, çift yönlü yollarımız, metrolarımız, gökdelenlerimiz olsun” anlayışı var. İşin çevresel maliyetlerini, sömürü kısmını düşünmeksizin, büyümeye karşı duyulan salt, niceliksel bir aşk var. Oraya nasıl gideceğimiz değil, oraya gitmek önemli çünkü bu tatlı hayatın içine atılan bir adım. Materyalist bir aşamadan geçiyoruz ve bu öyle kuvvetli bir rüzgar ki, AK Parti de bunu arkasına almış gidiyor, bunun sözlerini veriyor topluma. Ekonomist bir atmosfer hayata hakim olduğu sürece, bu paradigmanın dışında, yeni bir sözün, yeni bir beklentinin ortaya çıkması çok zor. Bütün ideolojiler gibi muhafazakarlık da kendini bu ana anlatının içinde yeniden tanımlıyor.
Mesela dindarlık seviyesi altı senede aynı kalmış ama buna karşılık dindarlık pratiklerinde bir esneme, kuralsızlaşma var. Çok mu? Değil. Ama insanlar artık geleneği ihlal ettiğinde başından aşağı kaynar sular dökülmüyor; bunun yerine, “Allahım beni affet” deyip, bunu bir şekilde telafi edeceğini düşünüyor. Bu psikolojik dönüşüm nasıl yaşanıyor, başka bir araştırmanın konusu. Ama dönüşümün yaşandığını gözlüyoruz. Muhafazakarlıkta ılımlılaşma bu.
Artık daha tatlı hayat, daha fazla zenginlik ve bunun içinde bir dindarlık isteniyor. Siyasi, sosyal değişim talebi çok az; ancak ekonominin içinden konuştuğunuzda bir şey söylemiş oluyorsunuz; çünkü, kulaklar sadece onu duyacak frekansta şu an. Böyle bir çağdan geçiyoruz ve muhafazakarlığa bütün rengini, argümanlarını veren bu. Bir yandan ılımlılaşmış diyoruz, bir yandan değişim isteyenler azalmış. Bu nasıl olmuş? Demek ki bu ekonomik çağın içinde bir şeyler elde edilmiş. Sadece maddi anlamda değil, onun üzerine bir takım manevi kurumlar da eklenmiş. Eş, çocuklar, ev, okullar, camiler, AVM’ler… Yani bir hayat biçimi tesis edilmiş. Bu çok kuvvetli bir hayat biçimi olmayabilir ama bir hayal oluşturuyor insanlar için ve o hayal devam etsin isteniyor. Bu anlamda değişime karşı çıkma, çok erken de olsa, başlamış bir projeye sahip çıkma göstergesidir diye düşünüyorum.[…]
Dinsel inançların hangi kararlarda dikkate alındığını sorduk ve eş/dost/parti lideri seçerken karşı tarafın dinsel inançlarını dikkate alırım diyenlerin arasında, parti lideri diyenlerin oranında ciddi bir artış var. Partiye verilen oy tamamen buna mı dayandırılıyor, liderin dinsel inancı oy verirken ne ölçüde dikkate alınıyor, bunu bilmiyoruz. Ama önemli ve enteresan bir bulgu. Muhafazakarlığın da arttığının göstergesi.
Tabii iktidarda dini inançlarını vurgulayan bir parti var. Ana muhalefet de hem seküler olduğunu vurguluyor, hem de Alevilerin teveccüh ettiği bir parti. Dolayısıyla Mezhepler bazında bölünmüş iktidar ve ana muhalefet partileri var Türkiye’de. Bu görüntü insanlarda siyasi partilerin dini inançlara göre şekillendiği, dolayısıyla oy verirken bunu dikkate almaları gerektiği algısını oluşturmuş olabilir. Bu bence oldukça tehlikeli bir bulgu.
Toplumun zaten yüzde 90’ı kendini orta ya da yüksek derecede dindar görüyor. 2006’dan 2012’ye de bir değişim olmamış.
Türkiye toplumu dindar bir toplum mu? Evet.
Dindarlaşma artmış mı? Hayır.
Oruç, namaz gibi dindarlık pratiklerinde bir azalma olmuş mu? Evet.[…]

5:43 PM – 13 Ekim 2012

“Bir kadının namuslu olması başka her özelliğinden daha önemlidir” ve “bir erkeğin şerefi karısının namusuna bağlıdır” ifadelerine yüzde 70 oranında destek var. Yani Mars’a da gitse, Higgs parçacığını da bulsa, “namuslu” değilse kadının değeri kalmıyor, erkeğin “şerefi” kalmıyor. Bu algı, hem kadının, hem erkeğin varoluşunu birbirine bağlı, aynı ölçüde kırılgan ve feodal biçimde tanımlıyor. Kadını ve erkeği ayrı yaşantıları, tercihleri olan ayrı bireyler olarak değil, bir birimin iki parçası olarak görüyor. Bu da her an bunun dağılmasından, buna halel gelmesinden korkan, enerjisini hayırlı işlere harcayacağına buna harcayan, kafası sürekli aldatma-aldatılma meselelerinde olan tuhaf insanlar yaratıyor. Hepimiz de bundan payımızı alıyoruz. Aile, kadın, erkek, sadakat, ihanet çok kuvvetli bir üst anlatı Türkiye’de.
Kamusal alanda kadının eşitliği Türkiye’de kabul edilmiş, medeni kanuna girmiş, toplumsal olarak alıştığımız bir şey. Ama özel hayata ilişkin haklar söz konusu olduğunda, yani ailenin kapısını açıp, içeri girdiğimizde çok da eşitlik olmadığını görüyoruz. Türkiye’de ailenin merkezi konumuyla çelişen işler söz konusu olduğunda, her zaman bu işlerden vazgeçilip, ailenin tercih edildiği bir toplum var. Muhafazakarlığın merkezinde aile, ailenin merkezinde de “eşit, hamarat, namuslu” şeklinde idealize edilmiş bir kadın var. Bu algı altı yılda değişmemiş, hatta daha da pekişmiş gibi görünüyor.

Antisemitizm: Türkiye’de Yahudi düşmanlığını neden hiç kimse umursamıyor?

POSTED BY  ⋅ 20 AĞUSTOS 2012 ⋅ 7 YORUM

Akademisyen Corry Guttstadt Radikal gazetesinden Ezgin Başaran‘a, Türkiye’de Antisemitizmin yaygın olduğunu vurgularken, “Asıl endişe verici olgu, pek kimsenin bu sorunu fark etmemesi ve karşı çıkmamasıdır” diyor. Türkolog tarihçi Guttstadt, Türkiye, Yahudiler ve Holokost kitabının yazarı ve konunun üstadı. Röportajdan alıntılar: Yoğun gündemimizde arada kaynamış olabilir fakat geçen hafta yazar Roni Margulies, Taraf’taki köşesinde taze bir … Okumaya devam et »

Reklamlar

Tartışma

One thought on “Türkiye’de “Parti Lideri seçerken Dinsel İnançlarını Dikkate Alırım” diyenlerde ciddi bir artış var

  1. Çok saçma bir haber ve alınganlık.
    1.Ben Türküm ve Müslümanım.
    2-Irkçı değilim bütün ırklara da saygım ve sevgim var. Din ayrımı yapıp başka dinlere ve dindarlara karşıda herhangi bir ne kinim nede düşmanlığım var.
    3-İsrail bir din devletidir ama Türkiye bir din devleti değildir,Türkiye halkının kendi idarecilerinin kendi inancına saygı gösteren ve değer veren idareci seçmeleri de gayet normal ve olması gereken.

    Posted by Zeki | 16 Kasım 2012, 3:13 pm

Yorumunuz

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

RSS Hertür Kültür

  • Sedyede basın açıklaması yaptı 15 Aralık 2017
  • Erdoğan ilk sürücüsüz metro ile Üsküdar'dan Ümraniye'ye gitti 15 Aralık 2017
  • Ak Partili Karacan: Ekonomi üzerinden bir algı yürütmeye başladılar 15 Aralık 2017
  • Yunanistan'a kaçmak isteyen 9 PKK ve DHKP-C üyesi yakalandı (2) 15 Aralık 2017
  • İlkokulda taciz olayına velilerden sert tepki: 6 yaşındaki çocukla evlenilebilir diyen Sosyal Doku Başkanı'nı unutmadık 15 Aralık 2017
  • CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu: Ufuk ve bir umut vermek lazım topluma 15 Aralık 2017
  • 100 liraya otomobil sahibi oldular 15 Aralık 2017

Stats