>
you're reading...
Ortadoğu Haber Ajansı, Yeni Asya

Yrd. Doç. Dr. Şener Aktürk: “Cumhuriyetin Türk kimliği tanımı gayrimüslimlere karşı dışlayıcıdır”…

YeniAsya18022013Yeni Asya gazetesi, Koç Üniversitesi Uluslar arası ilişkiler bölümünde; “karşılaştırmalı siyaset, etnik politikalar ve milliyetçilik” dersleri veren ve “Türkiye’nin etnik bir devlet kurmadığını” iddia eden Şener Aktürk’le konuştu. Alıntılar:
Türkiye şu anda yoğun bir şekilde kimlik sorununu çözmeye çalışıyor. Sizce cumhuriyetin başında kapsayıcı bir Türklük tanımımı yapıldı, yoksa etnik bir kimlik tanımı mı?
Cumhuriyetin başında tüm yerli ve göçmen Müslüman etnik grupların kabul ederlerse içinde yer alabilecekleri laik bir Türk kimliği tanımı yapıldı. Bu, daha önce Türkmenlerin veya başka bir etnik grubun halihazırda sahip olduğu bir dilin ve kültürün diğer etnik gruplara empoze edilmesi değildi; tam tersine o zamana kadar Türkiye’de hiçbir etnik grubun konuşmadığı, yazmadığı şekilde yepyeni bir Türkçe’nin ve onun etrafında oluşturulan yepyeni bir laik ulusal kültürün herkese benimsetilmesiydi.
Cumhuriyet tarafından inşa edilmeden önce böyle bir Türk kimliği yok muydu diyorsunuz?
Evet, aynen öyle diyorum, bir laik ulusal kimlik olarak Türk kimliği ve onun üzerine inşa edildiği Latin harfleriyle yazılan modern standart Türkçe tüm etnik gruplar için yeni bir dil ve kültür olduğu için bir etnik kimlik değildir. Laik ulusal Türk kimliği, Kürt için de Türkmen için de, Boşnak için de Çerkez için de yeni ve başlangıçta yabancıydı. Dolayısıyla hiçbir etnik gruba ait olmayan ve tüm etnik gruplardan vatandaşları asimile etmeye yönelik yeni bir kimlikti. Sorunuzun cevabı Türklüğün etnik kimlik olmadığı ve bu yeni laik ulusal kimliği benimseyen tüm Müslüman etnik gruplara açık bir kimlik olduğudur. Türklüğün 1920’lerden sonra oluşturulmuş ve daha önce hiçbir etnik gruba ait olmayan bir kimlik olduğunu ve dolayısıyla kabul eden her etnik kökenden insanı kapsayabilen bir laik ulusal üstkimlik olduğunu söylüyorum.
Ama sizin bu görüşünüze katılmayanlar da Türkiye’nin etnik ayrımcılık yaptığını ve tek bir etnik grubu diğerlerinin üzerinde tuttuğunu iddia ediyor.
Resmî Türk kimliği eğer etnik bir kimlik olsaydı sadece Türkmenlere vatandaşlık hakkı veren ve örneğin Gürcü, Laz, Kürt, Arap kökenlilere devlet memuriyetini yasaklayan, belki oy kullanmalarını da sınırlayan yasal veya gayriresmî düzenlemeler olması gerekirdi, İsrail’de etnik Yahudi olmayanların askerlik yapamadığı veya İsrail yönetiminde olduğu dönemde bile Batı Şeria ve Gazze’deki Filistinlilere İsrail vatandaşlığı ve oy hakkı verilmediği gibi. Türkiye’de kısmen buna benzer bir dışlama sadece gayri-müslimlere karşı yapıldı, yani etnik değil dinî azınlıklara karşı. Cumhuriyetin Türk kimliği tanımı gayrimüslimlere karşı dışlayıcıdır, devlet memuru, subay, vs. yapılmamıştır gayrimüslimler. Ama Müslüman kökenliler Türkçe öğrenip asimile olarak Türk olduklarını iddia ettikleri sürece Cumhuriyet’in Türklük tanımı onları kapsar ve eşit vatandaş kabul eder. Eğer gayrimüslimlere uygulanan resmî ve gayriresmî ayrımcılık Türkmen olmayan Müslüman etnik gruplara da uygulanıyor olsaydı Türkiye tek bir etnik grubun üstünlüğüne dayanan bir devlettir derdim, ama öyle bir durum yok.
Hilâfet ve Osmanlı bakiyesi bir ülkede böylesine bir kimlik tanımının yapılması doğru muydu?
Türkiye’nin nüfusu için tam anlamıyla Osmanlı bakiyesi denilemez, ancak Osmanlı’nın eksik bakiyesi denilebilir, çünkü Osmanlı kimliği din temelinde tanımlanmış dört ana milletin birleşmesiyle oluşmuştur: Müslüman, Rum Ortodoks, Ermeni ve Musevi milleti. Oysa İttihat ve Terakki dönemi, Mübadele ve Cumhuriyetin ilk yirmi yılında izlenen politikalar sayesinde Türkiye’de Rum, Ermeni ve Musevilerin toplamı % 1’e ve bugün itibariyle binde ikiye kadar indi. % 99’u Müslüman kökenli bir Osmanlı bakiyesi olamaz, Osmanlı hiçbir döneminde böyle olmadı ve olmaya çalışmadı. Asıl anlaşılması çok zor ve uygulanan milliyetçilikle çelişkili gözüken, devletin laiklik ilkesini benimsemesidir. Çelişkili gözüken nokta şu ki, İttihat ve Terakki’nin askerî diktatörlük döneminden (1913-1918) itibaren radikal bir Müslüman milliyetçisi siyaset takip ederek Türkiye’de neredeyse hiç gayrimüslim bırakmayan siyasî kadrolar (İttihatçılar ve CHP) bir yandan da en radikal laikleşme reformlarını uygulamaya koyarak İslâmın kamusal alanda görünürlüğünü asgariye indirmiştir. Bu ilk bakışta çok şaşırtıcı ve büyük çelişki, milliyetçiliğin sonucu olduğu düşünülen sorunların aslında laiklikten bağımsız ele alınmasının pek de mantıklı olmadığını gösteriyor.[…] Devamını okumak için tıklayı

Reklamlar

Tartışma

Henüz yorum yapılmamış.

Yorumunuz

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

RSS Hertür Kültür

Stats