>
you're reading...
Ortadoğu Haber Ajansı

Gezi Parkı dip dalgası: Türkiye’de ilk kez Türkler ayaklandı…

taksimdirenisKüyerel’de yayınlanan analizinde Erol Özkoray; ‘Nihayet oldu. Türkiye’de ilk kez Türkler ayaklandı‘, diyor ve açıklık getiriyor:
Türkiyeliler demiyorum, çünkü Kürtler zaten 30 yıldır ayaklanma halinde. Kürtlerin müthiş demokrasi mücadelesine yakından tanık olmuş ve desteklemiş bir İstanbullu olarak, siyasal/sosyal patlamayı yıllarca beklemenin sonucu artık Türklerden bir şey çıkmayacağını düşünüyordum. Gecikmeyle de olsa ilk kez Türkler ellerini taşın altına koydu. Durum o kadar olağanüstü ki, Cumhuriyet tarihinde, yani 90 yıldır ilk kez bu denli büyük bir halk ayaklanması karşısındayız. 6. Filo eylemleri, 15-16 Haziran işçi olayları, Tariş direnişi gibi sosyal, toplumsal ve siyasi hareketler sınıfsal temelliydi. Halbuki burada toplumun bütün kesimleri, bütün sosyal gruplar ve bütün yaş gruplari işin içinde ve demokrasi istiyorlar. İşte o açıdan inanılmaz, müthiş tarihi günler yaşıyoruz. Yani bu halk bize bu günleri de gösterdi ya, gerçekten helâl olsun. Bu halk ayaklanmasından, bu devrimden, sonunda gerçek Demokrasi çıkacak. Türkiyeliler otoritarizm, diktatörlük ve totalitarizmi tarihin çöplüğüne gömecekler.

Erol Özkoray

Bugünü tam 12 yıldır bekliyordum. İdea Politika adlı dergide 2001 yılında“Türkiye’nin canı fena halde sıkılıyor” başlıklı bir yazı yazmıştım. Alt başlığı da şöyleydi: “Demokrasiye geçilmesini önleyen iki engel var: Ordu ve basın. Tahakkümü asker/sivil bürokratlar-siyasiler-işadamları-tekelci basın oluşturuyor. İflasın sorumlusu bu ‘oligarşik kare’dir”. Yazı şöyle sona eriyordu: “Ancak çok önemli bir aktör unutulmamalı: ‘Oligarşik kare’ tarafından 20 yıldır soyulan ve fakirleştirilen halkımız. Bu harikulade insanlarımız, ne 3. sınıf insanlar tarafından yönetilmek istiyor, ne basın tarafından pompalanan 3. sınıf görüşlere itibar ediyor, ne de 3. sınıf bir ülkede yaşamaya niyetli. Kısaca Türkiye, artık her alanda normalleşmek istiyor”. Tabii saldırı gecikmedi ve İlker Başbuğ davayı açtırdı. Bugün ben buradayım, kendisi ise Silivri’de. Ardından burada da kalmadık, eşim Nurten Özkoray 2010 yılında bu halkın niye hak aramak için başkaldırmadığını araştırmak için bireyselleşme ve demokrasi arasındaki ilişkiyi ele alan bilimsel tezini Boğaziçi Üniversite’nde verdi: “Türkiye’de bireyselleşme ve demokrasi”. Nurten Özkoray tezinde demokrasiyle bireyin özgürlüklerini ve  haklarını güvence altına alacak kurumların eksikliğinin insanların onur ve refahı için gerekli bireysel gelişmeyi engellediğini savunuyor ve şöyle diyor: ”Türkiye Cumhuriyeti’nin temelindeki bakış, bireysel farklılıklara ve çoğulculuğa yer veren bir bakış değildir ve baştan beri bu konuda değişen fazla bir şey olmamıştır. Formel rasyonalizmle birleştiğinde bu durum tehlike yaratmaktadır ve geçmişte yaşanan benzer tehlikeler Frankfurt Ekolü tarafından Musevi Soykırımı sonrasında yakından incelenmiştir. Bu çalışma için yapılan araştırma, bireyselliğin gelişmesinde üst yapının önemini ortaya koymuştur. Devletin tek tip ve itaatkar vatandaş modeli için koyduğu sınırlamalar, muhalif ideolojiler, davranış, hayat tarzı ve farklılıklar için ciddi anlamda baskı yaratmakta ve bireyselleşme üzerinde olumsuz etki yapmaktadır.”  Tez için yapılan 1000 kişilik bireysellik ölçümünde kentli nüfusun % 47’sinin kimliğini milliyet ve din üzerinden tanımlaması, kimlik unsurlarında bireyselliği vurgulayan çeşitlenmenin hayata geçemediğini göstermekteydi. Ancak 10 yıllık baskı yönetimi sonucunda en azından geriye kalan % 53’lük nüfus haklarına sahip çıkmaya başladı ve 2013 Mayıs’ında isyanı başlattılar. Çünkü o olmadan, yani bireyselleşme gerçekleşmeden demokrasi kurulamıyor. Halkımız artık koyun olmayı reddediyor. Türkiye bir milat yaşıyor.
Şimdi bu adamın bu olağanüstü sosyolojik olguyu anlaması imkânsız. Hükümetinin de anlaması olanaksız. Hayatını Kotku‘nun dizi dibinde geçiren  insanın hem nöronları artmaz -bilakis eksilir- hem de hayat islamdan ibaret olmadığından sebze gibi yaşar gider. Zaten konumuz da bu adam değil. Nasıl kibirli konuşuyorlar, nasıl bizleri aşağılayıp duruyorlarsa, biz de onları zerrece takmıyoruz. Şimdi biz işimize bakalım, geleceğimize odaklanalım. Muhatabımız halkımız, direnenler, boyun eğmeyenler, ayaklananlar.
İlk önce ayaklanmanın ilk günlerine dönelim ve biraz havayı verip gazetecilik yapalım… Birinci gece sabaha karşı barışçıl bir biçimde Gezi Parkı’nda nöbet tutan bu hareketin başını çekenler polis tarafından vahşice saldırıya uğrayınca ,ertesi gün saat 17 gibi soluğu Gezi’de aldım. Ailece gittik, ancak eşim daha 100 metre gitmişti ki, sabah atılan gazın havada asılı kalan partikülleri yüzünden (düşünün tam 12 saat sonra bile) fenalaştı, nefes darlığı çekti, onu zorlukla karşı kaldırımdaki Park Oteli’ne götürdüm. Alerjik astım olduğu için doğrudan gazın içinde kalmasının onun için ölümcül olduğunu belirtmeye gerek yok sanırım. Ardından oğlumla Parka geçtik ve gördüğüm manzara inanılmazdı. Tam 10.000 kişi olayı sahiplenmişti. Orada hemen dostlarımı gördüm: Avukat Sennur Bayboğa, editör Attila Tuygan, Pencere yayılarından Muzaffer Erdoğdu. “Tamam” dedim “bu iş bitmiş, buraya artık çivi bile çakamazlar!”. Bir süre sonra ayrıldık, kafamdaki soru acaba polis sabah yine saldırır mı idi. Sabah ilk işim buna bakmak oldu ve 2. saldırı gerçekleşmişti. Evden hemen fırladım, eşim çok gelmek istemesine rağmen onu almadım, çünkü artık ortam onun için ölümcül olabilirdi.
GeziParkiYerineAVMGezi’nin etrafı tamamen demir parmaklıklarla kapatılmış, içeride polis, dışarıda ise 30-40 kişi vardı. Aralarında bir CHP milletvekili harekete konmaya çalışıyordu. Bir Kürt yurttaşla sert tartışma başladığında sırıtarak sırtını dönüp gitti. Ben de Kürt yurttaşı sakinleştirerek şunları söyledim: “Nefesini harcama. Karşında bir parti bile yok. Yeri tam anlamıyla çöplük. Sosyal demokrasiyle, solla uzaktan yakından ilgisi kalmamış. Sen zaten mücadele etmeyi biliyorsun, ona ihtiyacın yok. Burada bir bireysin, bir birey olarak direnilecek. Sen harekete ve kendine odaklan”. Ardından Alevi olduğunu hemen anladığım bir kadın CHP’liyi savunmaya kalkınca da ona: “Alevisiniz değil mi? Niçin bu adamlara oy atıyorsunuz? Bir sizden, bir de ordu mensuplarından oy alıyorlar. ’37 de bunlar size karşı Dersim soykırımını yaptılar, siz hâlâ bunlara oy atıyorsunuz!”. Sustu. Oradan Gezi’nin içindeki çay bahçesine gittim. 50-60 kişi vardı, içlerinde de yine CHP milletvekilleri. Toplam 3 adet. Siyasette fransızcası “récupération” olan, yani Türkçesiyle bir harekete hırsızlama yöntemi ile el koyma, iç etme eylemi için oradaydılar. Sırrı Süreyye Önder’in deyimiyle “Yemezler gözüm!”. Orada kimse yüzlerine bile bakmadı. Baskın Oran kampanyasıdan tanıdığım Ermeni Garo ve daha sonradan bize katılan matbaacı Kemal Bey’le sohbet koyulaşmıştı ki, birden biber gazı bombalarıyla birlikte polisin saldırısına uğradık. Bir bomba tam ayağımın dibinde patladı. Eğer eşim gelmiş olsaydi onu astım krizinden kurtaramazdık. İşte o an, daha sonra giderek tırmanacak olan polis vahşetinin ilk saldırısıydı. Gün sıcak başlamıştı ve ardından inanılmaz direniş dalga dalga yayılacaktı. Akşam bu sefer kızımla Taksim’e döndüm. Özellikle Tarlabaşı caddesindeki gruba odaklandık. Cervantes Enstitüsü’nün önündeki grup 4-5 bin kişiden oluşuyordu. Bu grup bir adım bile geri atmadan saatlerce biber gazı bombası ve tazyikli su yedi. Karşılığında polise havai fişek attılar. Gözlerime inanamadım, hatta bir ara Tomaları ve polisleri 100 metre kadar püskürterek Taksim Meydanı’na kadar bile sürdüler. Saniyede birkaç bomba yiyorlardı. Polis helikopteri projektörü tutuyor, alandaki barbarlar da doğrudan kitleye gaz bombası yağdırıyordu. İşte o 31 Mayıs akşamından sonra ülke bu vahşete karşı ayaklandı. Benim aklım da hep o yiğit gençlerde kaldı.
Gelelim bugüne… Asıl sorular şunlar: Bundan sonra ne olur? Ne yapmalı? Nasıl yapmalı?
Bir kere şu çok önemli: İnsanlarımız dayanışma nedir gösterdiler. Dayanışma olmadan hiçbir şey kuramazsınız. Bu kazanılan en önemli değer oldu. Bunu hem aksiyon içinde öğrendiler, hem de uyguladılar. İkinci önemli konu da şu: Bundan sonra hiçbir şey eskisi gibi olmayacak. Bu kesin.
Üçüncü önemli nokta ise, herkes dönüşüp değişerek bu süreçten çıkacak. ÖrneğinCHP eğer sol bir parti olmak istiyorsa başta faşist Mussolini’den çaldığı 6 okunu ve logosunu doğrudan çöpe gönderecek, eğer yapmazsa yok olup gidecek. Bu aşamada beni AKP’nin ne olacağı, ne tür dersler çıkartacağı, ya da çıkartıp çıkartmayacağı ise hiç ilgilendirmiyor. Çünkü halka saldıran bu partinin demokrasiyle uzaktan yakından bir ilgisinin olmadığı iyice açığa çıktı.
Bu noktada, halkın ve ülkenin önünde açılan geniş demokrasi otoyolunda nasıl hızlı, etkin ve netice alıcı bir biçime ilerlenebileceği önemli. Yani kendi gündemimiz hayati önem taşıyor. Bu süreç zaten AKP’nin de sonunu getirecek. Ama demokrasi için acil davranılmazsa, erime sürecine hızla giren  AKP’nin karşısında militarist, ırkçı, ulusalcı seçenekler yine palazlanır. Onun için çok geniş katılımla solun ana gövde partisinin kurulması gerekiyor. Bunun çalışmaları yapılıyordu, ama artık bu yapının bütün ülkeyi kapsayacak nitelikte olması, kadrolarının ortaya çıkması ve bir toplum projesinin oluşturulması şart. Eğer yeniden eski siyasi dinozorların geri dönmesi istenmiyorsa -ki istenmiyor- iktidarı hedefleyen, büyük düşünen ve gerçek demokrasiyi kuracak partinin temellerinin atılması hemen gerçekleştirilmeli. Bu noktada Kürtlere de önemli görevler düşüyor. Artık dar Kürdistan partisi yerine, ulusal çapta politikalar üreten ve uygulayan bir partiyle bütünleşmeleri gerekiyor. Kürtlere hem devasa oy potansiyelleri, hem de müthiş siyasi tecrübeleri nedeniyle ihtiyaç var. Aslında bunu 2009’dan beri istiyorlardı, ama KCK davaları yüzünden kabuklarına çekilmek zorunda kaldılar. Barış sürecini de koparta koparta onlar mücadeleleriyle sağladılar. Barış ortamı onların elini rahatlatabilir. Ülke çapında bu ayaklanma katılımcı ve çoğulcu bir demokrasi hedeflediği için zaten siyasetin tabii akışı bu yönde olacaktır. Son söz: “Sinirlenince çok güzel oluyorsun Türkiye”.
* 2013 Mayıs’ı Gezi Parkı sloganı

Reklamlar

Tartışma

2 thoughts on “Gezi Parkı dip dalgası: Türkiye’de ilk kez Türkler ayaklandı…

  1. Osmanlıda yeniçeriler isyan ettiğinde, hışımlarından korunmak için kafaları istenenler isyancılara teslim edilirdi, onlar da çaresini görürlerdi. AKP madem öylesine Osmanlı düşkünü, bu geleneği devam ettirsin. Erdogan ve Davutoğlu desteğine son verip, bunları elesin.

    Posted by ŞİMON KAPİTAN | 4 Haziran 2013, 6:30 am
  2. Helalolsun TURKIYEYE ! Nihayet Yuce Ataturkun cocuklari olduklarini hatirladilar ! Atam musterih ol ! Seni utandirmayip kurmus oldugun LAIK TURKIYE CUMHURIYETINE Sonuna kadar sahiblenecegiz !

    Posted by AZNOTON BABA | 4 Haziran 2013, 12:22 am

Yorumunuz

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

RSS Hertür Kültür

  • Son Dakika... Gökova yine sallandı 24 Temmuz 2017
  • Son dakika... Manisa'da patlama sesleri halkı sokağa döktü 24 Temmuz 2017
  • Tarım aracı devrildi: 1 ölü 24 Temmuz 2017
  • CHP'li Özgür Özel kürsüyü siyah örtüyle kapattı 24 Temmuz 2017
  • Mert Günok transferini duyurdu 24 Temmuz 2017
  • Son dakika... Elazığ'da ANKA düştü 24 Temmuz 2017
  • Quaresma'ya ceza gelebilir 24 Temmuz 2017

Stats