>
you're reading...
Agos, Demokrat Haber, Ortadoğu Haber Ajansı

M. Serdar Korucu: “Ya Yahudilerin 6-7 Eylül’ü?”…

Çok uluslu Osmanlı İmparatorluğu’nun dağılmasının ardından kurulan Türkiye Cumhuriyeti’nin, homojen bir ulus-devlet olma politikası çerçevesinde “vatan topraklarını Türkleştirmek” adına yürüttüğü faaliyetler, gayrımüslim azınlıkların aleyhine işleyen bir süreci de beraberinde getirmiştir. Kendisinden sürekli kötülük beklenen “gavur”a karşı daima teyakkuz halindeki Cumhuriyet, ne yazık ki zaman zaman hukukdışı yollara sapmaktan da geri durmamıştır. Türkiye Tarihinin en karanlık ve utanç verici olaylarından birisi olan 6-7 Eylül 1955’te yaşananlar da, basit bir tahrikle açıklanamayacak kadar planlı, sistemli ve düzenli gerçekleşmişti. Yaşanan yağmalamalardan, yıkımlardan, talanlardan doğan maddi zarar bir yana, manevi anlamda ülkenin kozmopolit yapısı bir daha geri dönülemez biçimde parçalanmış, aslında buralı binlerce insan vatanlarını terk etmek zorunda bırakılmıştı. Dilek Güven, olayları yaşayanlarla bire bir yaptığı görümeler ve daha önce yayımlanmamış arşiv belgelerine ulaşarak ortaya çıkardığı bu kitabıyla 6-7 Eylül Olayları’nı hem tekrar hatırlamamızı sağlıyor, hem de olayların arka planındaki ilişkileri ortaya çıkarıyor. Unutmamak, ibret almak, ders çıkarmak için…
M. Serdar Korucu / Demokrat Haber | 1955 yılıydı… Bugün olduğu gibi yine müdahale tartışmaları vardı gündemde… Gözler yine Ankara’nın güneyindeydi… Tek fark Suriyeliler değil Kıbrıs Rumlarıydı düşman. 
Adadaki Türkler kardeş, İstanbul’daki Rumlar ise Kıbrıs’takilerle “bir” gösterildi. Damarlara ırkçılık pompalandı. Ve sonunda her çatışmadan, dökülen her kandan sorumlu tutuldu İstanbullu Ruımlar. Bir kıvılcım ile yangına dönüşen yağma hareketinin merkezindeydiler. Sloganlara da bu nefret yansıyordu, “Rumlar gidecek bu iş bitecek” diye… Ancak bu süreçte tüm gayrimüslimler zarar görecekti. Bu gruplardan biri de Yahudiler’di.
1934’te Trakya topraklarından sürülen Yahudiler 1492’de Osmanlı Sultanı’nın güvencesi ile geldikleri topraklarda, cumhuriyetin ilanının ardından bir kez daha saldırıya uğruyorlardı. Üstelik bu kez Yahudi toplumu 1938 Almanya’sında yaşanan soykırımın habercisi “Kristal Gece” korkusunu da yaşarken…
Yaşananların ardından bugün denilebilecek tek söz var geriye kalan: Asla unutma!
Bkz. Dilek GüvenCumhuriyet Dönemi Azınlık Politikaları ve Stratejileri Bağlamında 6-7 EYLÜL OLAYLARI
Alegra Bensusan Hanım: “insanların çok malları gitti, canları yandı”
“Hatırlıyorum. Mahvettiler dükkanları. O ipekler, kumaşlar, yünler hep böyle yerlerde. Böyle görseydiniz milletin, devletin serveti onlar. Mahvettiler. O Beyoğlu’nun halini görseydiniz. Camları, çerçeveleri indirdiler. O zaman da yanlış bir haber çıkardılar. Dediler ki “Atatürk’ün evini bombalamışlar Selanik’te.” Halbuki yok öyle bir şey. Birden ortalık karıştı. Bir gecede insanlar birbirlerine girdiler. Benim eşimin dükkanına gireceklermiş, iki Kürt hamal durdurmuş demiş ki “Sakın böyle bir şey yapmayın. Biz buradan ekmek yiyoruz.” Orada da bizim pek bir hasarımız olmadı ama insanların çok malları gitti, canları yandı. O canları yakanlar hesabını Allah’a verecek. Ne yapalım bunlar oldu. Allah büyük.” / Alegra Bensusan Hanım *
Leon Bey: “İzmir’de münferit bir iki olay oldu”
“İzmir’de evdeydik. Evimiz Mithatpaşa’daki Mektupçu durağının oradaydı. Olayları radyodan takip ettik ve duyduk ki talan ediliyor bütün Beyoğlu. İzmir’de münferit bir iki olay oldu. Mesela bizim sokakta sürekli alışveriş ettiğimiz gazeteci bize sulanmaya geldi. Küfrederek, elinde taşlarla… Camları indirecek. Ama komşular mani oldular. Hidayet Ağabeyimiz vardı, kovaladı onu ve bize sahip çıktı. Ertesi gün de o terbiyesiz adam, hiçbir şey yokmuş gibi bize gazete getirdi. Bu tarz şeyler. 6-7 Eylül’den sonraki ilk cumartesi günü önlem olarak Sinagogların açılmadığını hatırlıyorum.” Leon Bey *
Nelson Bey: “Şirozer’in dükkanı yağmalandı” dediler
“Çok net hatırlıyorum. İzmir’de pek bir şey olmadı ama. O zaman biz Karantina’da (Küçükyalı) oturuyorduk. O gece bize telefon geldi, cemaat içinden arayanlar oldu ve “İzmir’de bir takım nümayişler var” dediler, ikaz amaçlı. Biz de ailecek evdeydik. Ama Karantina’da nümayiş olmadı. Hatta telefonda söylediler, bir Yahudi çiçekçi vardı Şirozer. “Şirozer’in dükkanı yağmalandı” dediler. İzmir’de pek bir şey olmadı. Bir tek Yunan Konsolosluğu’na hücum etmişler ve Fuar’daki Yunan pavyonuna saldırmışlar. O zaman tabi Fuar açık. Eskiden 20 Ağustos’tan 20 Eylül’e kadar Fuar açıktı ve 6-7 Eylül, Fuar zamanına denk geldi. Nümayişler olmuş tabi. Ama esas itibariyle merkez üssü İstanbul olmuş.” / Nelson Bey *
***
Vikipedi > “[…] Kıbrıs Türktür Cemiyeti’nin önayak olması ve diğer gençlik örgütleri, meslek kuruluşları, DP teşkilatı, bazı resmi ve gayriresmî makamların telkin ve teşvikiyle yerel kalabalıklar ve şehre dışarıdan getirilmiş olan kitlelerce 6 Eylül akşamı Cumhuriyet tarihinde görülmemiş bir yağma ve yıkım eylemi gerçekleştirildi.
İlk saldırı saat 19.00 sıralarında Şişli’deki Haylayf Pastanesi’ne yapıldı. Ardından büyüyen kalabalık Kumkapı, Samatya, Yedikule, Beyoğlu’na geçerek gayrimüslimlerin toplu olarak yaşadığı birçok semtte önce Rumların, ardından da Ermeni, Yahudi ve hatta yanlışlıkla bazı Türklerin dükkânlarına saldırarak yağmaya başladı. İstanbul’daki Rum azınlığın ev, işyeri ve ibadet yerlerine yönelik bu saldırılarda emniyet pasif bir tutum sergiledi. Rum vatandaşların adresleri hakkında önceden bilgi sahibi olan, yirmi-otuz kişilik organize birliklerin kent içindeki ulaşımı özel arabalar, taksi ve kamyonların yanı sıra otobüs, vapur gibi araçlar yardımıyla sağlandı. 7 Eylül sabahına kadar süren saldırılarda aralarında kilise ve havraların da bulunduğu 5.000’den fazla taşınmaz tahrip edildi ve milyonlarca dolarlık mal sokaklara saçılıp, yağmalandı.[7]
İstanbul’un her yerinde yağmalar aynı yöntemle yapıldı. Dükkânlara saldıranlar önce vitrinleri taşlayarak kırdılar ya da demir parmaklıkları kaynak makineleri ve tel makasları yardımıyla açtılar, ardından içerideki alet ve makineleri dışarı çıkararak paramparça ettiler.
Kiliseler ve mezarlıklar da payını aldı: Kiliselerin içindeki kutsal resimler, haçlar, ikonalar ve diğer kutsal eşyalar tahrip edildiği gibi, İstanbul’da bulunan 73 Rum Ortadoks kilisesinin tamamı ateşe verildi.
İzmit ve Adapazarı’ndan gelen yağmacılar geri dönmek üzere Haydarpaşa İstasyonu’na geldiklerinde, üzerlerinde yağmaladıkları mallarla yakalandılar. Bunların büyük bir bölümünün başka şehirlerden getirildiği ortaya çıktı (örneğin Sivas’tan 145, Trabzon’dan 117, Kastamonu’dan 116, Erzincan’dan 111 kişi.)[9] [10].
Türk basınına göre 11 kişi, bazı Yunan kaynaklarına göre 15 kişi[11] öldürülmüştür. Sabancı Üniversitesi öğretim üyesi Dr. Dilek Güven’in Sabah gazetesine verdiği röportaja göre ölü sayısının az oluşu gruplara “ölü olmasın” emri verilmesi sebebiyledir. Resmî rakamlara göre 30 kişi, gayriresmî rakamlara göre 300 kişi yaralanmıştır. Güven’e göre resmi rakamlara göre altmış olan tecavüze uğrayan ve utanmalarından veya korkmalarından dolayı şikayette bulunamayan kadın sayısının 400’e yakın olduğu tahmin edilmektedir. [12]
4.214 ev, 1.004 işyeri, 73 kilise, bir sinagog, iki manastır, 26 okul ile aralarında fabrika, otel, bar gibi yerlerin bulunduğu 5.317 mekân saldırıya uğramıştır.[5]
Maddi hasarın, o günün değerine göre 150 milyon – 1 milyar Türk Lirası arasında olduğu tahmin edilmektedir.[13] Demokrat Parti hükümeti zarara uğrayıp tescil ettirenlere toplam 60 milyon Türk Lirası cıvarında tazminat ödemiştir.[5]
Zamanın gazetelerine göre “asıl suçlu, Türkleri provoke eden Rumlardır”. Halbuki 6-7 Eylül olaylarının sadece Kıbrıs’la ilgili olarak Rumlara yapılmış bir misilleme olmadığının bir göstergesi, tahrip edilen işyerlerinin sadece yüzde 59’u Rumlara aitken, kalan yüzde 17’sinin Ermenilere, yüzde 12’sinin Yahudilere ait olması, hatta dönmelere ve Müslüman olmuş Beyaz Ruslara ait mekânların bile saldırıya uğramasıdır.
Olayların başladığı saatlerde İstanbul’da olan başbakan Adnan Menderes saldırıların kontrol edilememesi üzerine Sapanca’dan çağrıldı ve sıkıyönetim ilan edildi. Olaylarla ilgili olarak önce 3.151 kişi tutuklandı. Sonradan bu sayı 5.104’e yükseldi.[7]
10 Eylül 1955 günü dönemin İçişleri Bakanı istifa etti. Başlangıçta soruşturmalar Kıbrıs Türktür Cemiyeti ve gençlik örgütleri etrafında yoğunlaşan ve o günlerde ilan edilen sıkıyönetim savcıları tarafından yapılan ilk soruşturma ve yargılamalar, daha sonra DP iktidarının bastırması sonucunda komünistler suçlanmıştır.[5] Aralarında Aziz Nesin, Nihat Sargın, Kemal Tahir, Asım Bezirci, Hasan İzzettin Dinamo ve Hulusi Dosdoğru’nun bulunduğu yaşayan fişlenmiş komünistler ile ölmüş dört komünist hakkında dava açıldı. Tutukluların çoğu Aralık 1955’te serbest bırakılır. Bunun en önemli nedenlerinden biri, muhalefet lideri İsmet İnönü’nün, hükümeti ağır bir dille eleştiren ve gerçek suçluları takip yerine suçsuz vatandaşlara işkenceyle suçlayan konuşmasıdır. Dava beraatle sonuçlandı. Kısa süre sonra Kıbrıs Türktür Cemiyeti de kapatıldı.[7] 1960 darbesinden sonra, bu olaylar Yassıada yargılamalarının gündemine oturdu. 27 Mayıs darbesinden sonra cunta tarafından organize edilen Yassıada Yargılamalarında olayların DP hükümetinin başbakanı Adnan Menderes’in provokasyonu sonucu kontrolden çıktığı iddia edildi ve cunta mahkemesi Demokrat Parti yönetimini 6-7 Eylül olayları nedeniyle de cezalandırıldı. Dr. Dilek Güven’e göre: [12]
Kıbrıs Türktür Cemiyeti Başkanı Hikmet Bil ve üyeleri cezaevine girdi. Ama “Ya bizi serbest bırakırsınız ya da biz bazı şeyleri ifşa ederiz” deyince serbest bırakıldılar. Olaylar halkın üzerine kaldı. Çünkü mahkemede, “Türk milleti galeyana geldi, olayları gerçekleştirdi” denildi. Kimse ceza almadı. İkinci dava Yassıada’ydı. Menderes ve hükümet üyeleri yargılandı. Bu davada da olaylar sadece hükümet üyeleri üzerine yıkıldı. Menderes, defalarca MAH yani MİT Başkanı’nın mahkemeye çağrılmasını istedi. Ama hep reddedildi. Olaylar aydınlatılmadı.[kaynak belirtilmeli]
Olayların ardından, Türkiye’de yaşayan binlerce Rum Türkiye’den göç etmiştir. Rum nüfusun zamanla azalmasıyla Rumların ekonomideki etkisi zayıflamaya başlamış ve daha önceki azınlıklara yönelik eylemlerde olduğu gibi Türklerin sermayeye hakim olması hızlanmıştır. Birkaç bin Rum ise özellikle Mersin ve Tarsus’a yerleşmişlerdir.[14] Zamanla kalan Rumların da büyük çoğunluğu İstanbul’u terketmiştir. Nüfus mübadelesi sonucunda 1925 yılında yaklaşık 100.000’e düşen İstanbul’daki Rum nüfus, 2006 yılında 2.500 kişiye kadar düşmüştür.[15]
6-7 Eylül 1955 olayları, Rumların büyük göç dalgalarıyla ülkeden ayrılmasına neden oldu. Gayrimüslimlerin büyük bir kısmı için, yaşananlar, Türk vatandaşı olarak kabul görmediklerinin kanıtı olmuştu. Hangi parti iktidarda olursa olsun, gelecekte de ayrımcılıklara maruz kalacakları düşüncesiyle ve kendilerini güvende hissetmedikleri için, özellikle Rumlar yurtdışına göç kararı vermişlerdir. Nesiller boyu bu topraklarda yaşamış olan İstanbul’un gayrimüslim yerlileri, bu gibi davranışlar sonucu evlerini ve anavatanlarını terk etmek durumunda bırakılmışlardır. Ancak hükümetin o dönemde kabul etmediği olaylar 1998 yılı içinde bir meclis önergesi sırasında kabul edildi. Tazminat değeri olan 70.000 Lirayı vermeye hükümet yanaşmadı.[16]
6-7 Eylül olaylarının olduğu sırada Seferberlik Tetkik Kurulu’nda görevli olan, 1988-1990 yılları arasında MGK genel sekreterliği yapan Sabri Yirmibeşoğlu, gazeteci Fatih Güllapoğlu’na verdiği röportajda 6-7 Eylül olayları hakkında şu demeci vermiştir.[17]
“6-7 Eylül de bir Özel Harp işidir. Muhteşem bir örgütlenmeydi. Amacına da ulaştı. ( Bu sözleri Sabri Yirmibeşoğlu 21.09.2010 da bir televizyon kanalındaki röportajında yalanlamıştır)
6-7 Eylül 1955’te yağma olaylarını katıldığını söyleyen ‘Eski İstanbul kabadayısı’ Mikdat Remzi Sancak o geceyi AGOS’a anlattı: ‘Beyoğlu’nda ne kadar gayrimüslim varsa hepsinin dükkânlarına, evlerine daldık

Reklamlar

Tartışma

3 thoughts on “M. Serdar Korucu: “Ya Yahudilerin 6-7 Eylül’ü?”…

  1. Kürt milliyetçiliğinin hortlamasına rağmen, gayrimüslim = vatanhaini denlemi güncelliğini mukafaza etmeye devam etmektedir.
    Geriye kalan gayrimüslimlerin de kökünü kuruttuktan sonra, Türkiye’de vatanhaini kalmayacak, post-Erdoğan döneminde vatan huzura kavuşacaktır.

    Posted by Şahmerdan | 8 Eylül 2013, 8:02 am
    • Post-Erdoğan Türkiyesi, bölünmüş ve tecrit edilmiş bir Türkiye olacaktır. Topraklarını sahiplenmiş egemen Kürt Devleti’nin yanısıra geriye, Kemalizm ilkelerini yitirmiş, Orta Doğu’da İslam birliği liderlik hayali hüsrana dönüşmüş, yönsüz ve ilkesiz bir Türkiye kalacaktır.

      Posted by ŞİMON KAPİTAN | 8 Eylül 2013, 2:19 pm
  2. Ben cocuktum hatirliyorum sokaklar yagma edilip de hepsini tasiyimadiklari mallar ILE dolup tasiyordu ! Sonradan isin vehameti anlasilinca dolar 2.80 den 9.00 TL. ye firladi ! Bu 6-7 Eylul vak’asi Turk Ekonomisinin BIR daha eski gunlere donmeyip devamli Enflasyon Halinin SEBEBI OLARAK anilacaktir !

    Posted by Ismail | 6 Eylül 2013, 9:35 pm

Yorumunuz

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

RSS Hertür Kültür

  • Sedyede basın açıklaması yaptı 15 Aralık 2017
  • Erdoğan ilk sürücüsüz metro ile Üsküdar'dan Ümraniye'ye gitti 15 Aralık 2017
  • Ak Partili Karacan: Ekonomi üzerinden bir algı yürütmeye başladılar 15 Aralık 2017
  • Yunanistan'a kaçmak isteyen 9 PKK ve DHKP-C üyesi yakalandı (2) 15 Aralık 2017
  • İlkokulda taciz olayına velilerden sert tepki: 6 yaşındaki çocukla evlenilebilir diyen Sosyal Doku Başkanı'nı unutmadık 15 Aralık 2017
  • CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu: Ufuk ve bir umut vermek lazım topluma 15 Aralık 2017
  • 100 liraya otomobil sahibi oldular 15 Aralık 2017

Stats