>
you're reading...
Agos, Radikal

Türkiye Sinemasında Gayrimüslimler: Rumlar fahişe, Ermeniler pansiyoncu, Yahudiler tüccar!..


Yesilcam92da-oteki-Olmak_167780_1
Radikal gazetesinde Şenay Aydemir, Türkiye’de hesaplaşılmamış bir kara leke olarak 6-7 Eylül öylece duruyor diyor ve ekliyor: 1955 yılının bu tarihlerinde Atatürk ’ün Selanik’teki evine bomba konulduğu yalanıyla ‘örgütlenen’ ve galeyana getirilen güruhun iki gün süren yağma ve talanının ardından Türk basınına göre 11; Yunan kaynaklara göre ise 15 kişi öldürülmüştü. Yüzlerce kadın tecavüze uğradı. Aynı gün ve gece 5317 mekân saldırıya uğradı. Bu organize lincin yıldönümünü yaşadığımız şu günlerde Kolektif Kitap tarafından yayımlanan Dilara Balcı imzalı ‘Yeşilçam’da Öteki Olmak- Başlangıcından 1980’lere Türkiye Sinemasında Gayrimüslim Temsilleri’ isimli kitap dönemi anlamak açısından da farklı bir kapı aralıyor.
Sinema salonlarında Rumca dublajlı film gösterimlerinin yapıldığı 1930’lu yıllardan, ‘Kıbrıs Sorunu’nun patlak vermesiyle 1950’lerden sonra bütün Rum kadınların ‘fahişe’, Rum erkeklerin ise ‘Megalo Idea’ uğruna Türkiye’ye karşı ihanet faaliyetleri yürüten karakterlere büründüğü bir sinemaya dönüşün öyküsünü görmek mümkün Balcı’nın çalışmasında. Ermeni oyuncuların Türkçe isimler almak zorunda kaldığı; tiyatroda ve sinemada çoğunlukla bozuk Türkçeleriyle birer komedi unsuru olarak kendilerine yer bulabildikleri görkemli Yeşilçam yıllarını; Yahudilerin ancak kuyumcu ya da sarraf olarak bir görünüp bir kayboldukları filmleri okuyabilirsiniz ‘Yeşilçam’da Öteki Olmak’ta.
Balcı’nın çalışmasında dikkat çeken en önemli unsurlardan birisi, Türkiye’de yaşayan gayrimüslimlerin hemen hemen her filmde bir karakter olmaktan çok, figür olarak anlatılmaları. Balcı, bu karakterlerin evlerinin, ibaretyerlerinin, dinsel figürlerinin, kutsal günlerinin turk-milliyetciligi-gayrimuslimler-ve-ekonomik-donusum_avatar_orjTürkiye sinemasında asla gösterilmediğini belirterek, bunun aslında bir Türkleştirme olarak okunması gerektiğinin altını çiziyor. 20. Yüzyıl boyuncu yapılmış çeşitli istatistiklerle ülkedeki gayrimüslim nüfusunun hem sosyal hayattan hem de sinemadan usul usul çekilişinin izini de sürüyor. Sinemaya emek veren oyuncular, yapımcılar, yönetmenlerin isimlerini anmayı da ihmal etmiyor.
AGOS gazetesi kitabın yazarı Dilara Balcı’yla ‘Yeşilçam’da Öteki Olmak’ kitabında ele alınan sinemaya çok emek veren ancak adları anılmayan gayrimüslim sanatçılar ve filmlerdeki gayrimüslim temsilleri üzerine konuştu. Alıntılar:
Kitabında, Yeşilçam’ın altın çağı olan 60’larda, basmakalıp gayrimüslim karakterlerin kullanımının zirvesine ulaştığını belirtiyorsun. Türkiye sinemasının zenginleşmesi ile stereotiplerin güçlenmesi arasında doğru orantı var mı?
Bu, sinema dilinin gelişmesinden ziyade siyasi gelişmelerle ve milliyetçi duyguların yükselişe geçmesiyle ilişkili. Varlık Vergisi’nin, 6-7 Eylül Olayları’nın, Türkiye’nin muhafazakârlaşmasının ve özellikle Kıbrıs’ta yaşanan çatışmaların büyük etkisi var. Bu siyasi gelişmelerle Rumlara yönelik nefret artarken, filmlerdeki iffetsiz kadın rolü de Rumlara biçiliyor herhalde…
Evet. İffetsiz olmak, Müslüman olmamakla ilişkilendiriliyor. Yeşilçam kalıplarına göre Müslüman kadınlar iffetli, gayrimüslim kadınlar ise iffetsiz, güvenilmez, vamp kadınlardır. Ermeni imgesi bundan biraz farklı. Yeşilçam’ın Ermeni kadınları orta yaşlı, çirkin, tombul, ve buna tezat varlik-vergisi-ve-turklestirme-politikalari20111003111554oluşturacak şekilde, kendini beğenmiş kadınlar. Bu durum, Ermenilerin, Türklere, Rumlara kıyasla daha yakın olmasından kaynaklanıyor. Sonradan nükseden Kıbrıs sorunuyla, Rumlara yönelik nefret duyguları daha da artıyor.
Ermenilerin oynadığı pansiyoncu, doktor, adabı muaşeret hocası gibi karakterleri Türkler de rahatlıkla oynayabilirdi. Oyuncunun gururunu incitecek roller de değil bunlar. Niçin ille Ermeni oluyor bu karakterler? Ermeni ağzının ‘güldürü’ unsuru yüzünden mi?
Ermeni ağzı kesinlikle komik geliyor. Tiyatroda ve TRT radyosunda Reşit Baran’ın ve Adile Naşit’in babası Naşit Özcan’ın canlandırdığı ‘Madam’ tiplemesinin devamı niteliğinde bu tiplemeler. Reşit Baran, birkaç filmde kadın kılığına girerek ‘Madam’ oluyor. Baran erken yaşta ölüyor ama bu tiplemeden vazgeçilemiyor. Mürüvvet Sim, Nevzat Okçugil gibi oyuncular sinemada devam ettiriyorlar ‘Madam’ı. Rum ağzı ise Ermeni ağzından farklı olarak, gülünç olmaktan uzak ve ondan daha dişi. Yahudi kadın tiplemesinden ise sinemada pek söz edemiyoruz; yok denecek kadar az.
Türkiye sinemasının ilk filmlerini gayrimüslimler çekiyor. Yönetmenlik, yapımcılık, oyunculuk yapıyor, sinemanın her dalında çalışıyorlar. Kendi hikâyelerini, sorunlarını, kendi hayatlarını anlattıkları filmler var mı?
Maalesef yok. Olması da imkânsızdı, çünkü Yeşilçam çok geniş bir seyirci kitlesini hedefliyor. Aynı filmin hedef kitlesi hem kadın, hem erkek, hem çocuklar, hem gençler, hem de yaşlılar! Filmleri yan karakterler ve figür tiplemelerle dolduruyorlar ki herkes kendinden bir şey bulabilsin. Bu sebeple, gayrimüslim güldürü tiplemelerine de, az da olsa yer veriyorlar. Gayrimüslim seyirci kitlesi Müslüman seyirci kitlesine göre son derece küçük. Müslüman-gayrimüslim aşkı gibi hikâyelere yer verip seyirciyi küstürmek, kızdırmak da istemiyorlar. Müthiş bir önyargı var çünkü. Örneğin köyde çekilen bir filmde, bir Hıristiyan’ı canlandıran kadın oyuncu, boynunda haç kolyesi taşıdığı için çekim arasında köylülerden çay bile isteyemiyor. Bu koşullarda ve Yeşilçam sisteminde, gayrimüslimlerle ilgili filmler çekmek imkânsızdı, ama bugün yapılabilir. Neden olmasın? Keşke olsa…
Yok edilmiş bir kültüre dair çok iyi bir örnek var kitabında: Muhsin Ertuğrul’un, hem Yunanca hem de Türkçe olarak gösterilen ‘Cici Berber’i…
Bu durum Muhsin Ertuğrul dönemi için geçerliydi. Ertuğrul, sinema dili çok övülmese de, aydın bir insandı. ‘Cici Berber’ filmi önce Türkçe kopyasıyla gösterime giriyor, ardından Rumca kopyası Melek Sineması’nda oynuyor. O dönemde filme uyarlanan operetlerde Ermenice ve Rumca şarkılar yer alıyor. Oyuncuların büyük bir kısmı Ermeni. Türk-Yunan ortak yapımlarına sık rastlanıyor. İstanbul’da yaşayan gayrimüslimler, Anadolu’da sinema salonlarının az olduğu yıllarda, ileriki yıllara oranla daha büyük bir seyirci kitlesi oluşturuyordu.
Sinemanın ilk yıllarında filmlerin konularının daha homojen olması mı bunun nedeni?
Evet. Tabii, tüm filmler için bunu söyleyemeyiz ama belirgin örnekler vardı. ‘Cici Berber’ filminde Müslüman-gayrimüslim aşkına yer verilmişti ama 1950’li yıllardan sonra böyle bir aşk öyküsü örneğiyle karşılaşmıyoruz. Sinemacılar bunun büyük tepki alacağını düşünmüş olmalılar. Starlar da büyük ihtimalle hayran kaybetmek istememişlerdir.
Bu filmlerde Ermenileri oyuncu ve yönetmen olarak sıkça görüyoruz ancak, görüntü ve sanat yönetmenliğinde Rum adları çoğunlukta. Bunun özel bir nedeni var mı?
Türkiye tiyatrosunun gelişmesinde en büyük rol Ermenilere aittir. Güllü Agop gibi oyuncular Ermenice ve Türkçe oyunlarla modern tiyatronun gelişmesine katkıda bulunmuşlardır. İlk filmlerde, önemli rollerde, tiyatro deneyimi olan Ermeni oyuncuları görüyoruz. Bunlardan Nişan Hançer yönetmenlik de yapmıştır. Rumlar ise teknik işlerde çalışıyorlardı. Sinemanın Türkiye’ye gelişinden önce, pek çok Rum fotoğrafçılık yapıyordu. Fotoğraf deneyimi olan Rumlar görüntü yönetmeni olarak çalışmaya başladılar. Filmeridis ve İlyadis, Türkiye’nin ilk önemli görüntü yönetmenlerindendir.
Seks filmleri furyasında Rum ‘mamalar’ vardı ama tecavüzcü, ırz düşmanı gayrimüslim erkekler yoktu? Nuri Alço’nun canlandırdığı karakterleri ya da Tecavüzcü Coşkun gibi tiplemeleri neden gayrimüslim yapmamışlar?
Göç dolayısıyla Rum nüfusu azaldıkça belleklerden de silindiler. 1950 ile 1970 yılları arasında filmlerde Rumlara yönelik nefret duygularının artışı hissedilebiliyor. 1980’lerde birdenbire filmlerdeki Rum karakterler yok oluyor. Bunun bir başka sebebi de, filmlere Arabesk kültürünün yerleşmesi. Artık neredeyse yalnızca, Doğu’dan İstanbul’a göç eden, çile çeken gecekondu ailelerinin hikâyeleri anlatılıyordu. Bu ailelerin yaşadıkları bölgelerde gayrimüslimlerle ilişki kurmamaları anlaşılabilir bir şey. Şarkıcıların başrolde oynadıkları filmlerin entelektüel düzeyi ise, sinema tarihinde görülmemiş şekilde düşüktü. Çok kısa sürelerde yazdıkları senaryolara bir de gayrimüslim karakter ekleyelim diye düşündüklerini tahmin etmiyorum.
Kenan Pars, “Kirkor Cezveciyan, sadece kimliğimdeki adım. Kullanmıyorum. (…) Türkiye’de doğan, Türkiye Cumhuriyeti nüfus cüzdanını taşıyan, bir Türk gibi yaşayan adama ne denir? Ben bir Türk’üm” demiş. Kenan Pars, ve kimliğini saklayan diğer sanatçılar zamanla kimliklerini unutmuş olabilirler mi?
Olabilir. Halkın sevgisini kazanmak için böyle davrandıklarını sanmıyorum. Nubar Terziyan çok farklı bir örnek oluşturuyor. Kendi ismiyle oynuyor ama çoğunlukla Türk karakterleri canlandırıyor.
Evet. Ayhan Işık’ın Ermeni sanılmasından o kadar çok korkuyorlar ki, oyunculuğa başladığında, ‘Işıyan’ olan soyadını ‘Işık’ olarak değiştiriyorlar. Bugün bile, internette ‘Ayhan Işık Ermeni miydi?’ söylentisine dair bilgilere ulaşılabiliyor. 1979’da, Işık’ın ölümünün ardından Nubar Terziyan bir gazete ilanıyla taziyelerini bildiriyor ve altına ‘Amcan: Nubar Terziyan’ diye ekliyor. Kısa bir süre sonra, Işık’ın ailesi, bu ilana cevaben, Nubar Terziyan ile Ayhan Işık arasında hiçbir akrabalık ilişkisi olmadığını bildiren bir ilan yayımlatıyorlar. Terziyan’ın nezaketine ne kadar kötü bir karşılık!
Dilara Balcı’nın ‘Yeşilçam’da Öteki Olmak- Başlangıcından 1980’lere Türkiye Sinemasında Gayrimüslim Temsilleri’ kitabından bazı önemli anekdotlar.
‘NUBAR TERZİYAN, AYHAN IŞIK’IN AMCASI DEĞİLDİR’
Kitaptaki ilginç notlardan birinin kahramanı ise Nubar Terziyan ve Ayhan Işık. Terziyan Ayhan Işık öldükten sonra bir gazeteye, “Oğlum Ayhan. Dünya fanidir ölüm herkese nasip ama, sen ölmedin zira geride bıraktığın bizlerin ve milyonların kalbinde yaşıyorsun. Ne mutlu sana (…) Amcan: Nubar Terziyan.” şeklinde bir ilan verir. Bu ilanın yayımlanmasının ardından Ayhan Işık’ın gayrimüslim olarak algılanmasından endişe duyan ailesi şöyle bir ilan verir: “Önemli bir düzeltme. ‘Amcan Nubar Terziyan’ imzasıyla çıkan ilanla sevgili varlığımız Ayhan Işık’ın hiçbir ilişkisi yoktur. (…) Görülen lüzum üzerine üzüntüyle duyururuz. Ailesi.” İlandan da anlaşılabildiği gibi Işık’ın ailesi, ünlü oyuncunun ‘Ermeni’ olarak anılabileceğinden büyük endişe duymuştur.
KENAN PARS: BEN BİR TÜRK’ÜM
1950 ve 1960’lı yılların ünlü jönü Kenan Pars, bir röportajında Kirkor Cezveciyan kimliğiyle hatırlanmak istemediğini şöyle dile getirir: Kirkor Cezveciyan, sadece kimliğimdeki adım. Kullanmıyorum. Ben Türkiye vatandaşı Kenan Pars’ım. (…) Türkiye’de doğan, Türkiye Cumhuriyeti nüfus cüzdanını taşıyan, bir Türk gibi yaşayan adama ne denir? Ben bir Türk’üm. Türk olmanın anlamını hissediyorsan sen de Türk’sün.
TERZİYAN’IN CESARETİ
Ermeni kökenli olan oyuncular -Nubar Terziyan dışında- etnik kimliklerini gizleme ihtiyacı hissetti. Türkiye’de adıyla sanıyla Ermeniliği akla gelen ilk kişi, Yeşilçam’ın tonton adamı Nubar Terziyan. Soğuk ve kötü adam tipinin vazgeçilmez aktörlerinden Kenan Pars ise herkesçe tanınsa da asıl adının Kirkor Cezveciyan olduğu ve seslendirme yapıldığından tipik bir Ermeni aksanıyla konuştuğu dahi bilinmez. Yeşilçam’ın olmazsa olmazlarından Vahi Öz’ün, Sami Hazinses’in, Turgut Özatay’ın, Naşit Özcan’ın çocukları Selim Naşit ve Adile Naşit’in –“Hababam Sınıfı”nın Adile Ana’sının- Ermeni olduğu kimsenin aklına bile gelmez. Ama Toto Karaca aksanıyla ele verir kendisini.
MANUKYAN’IN SİNEMAYA DESTEĞİ
60’lı yıllarda sinemaya dolaylı yoldan hizmet veren isimlerden birisi de Ferdinand Manukyan. Ferdinand Manukyan, filmlere kendi sermayesini koymamakla birlikte, isteyen yapımcılara belli koşullarda borç vererek üretim sisteminin işlemesini sağlamaktadır. Memduh Ün Manukyan’ı şu sözlerle anlatır: “Galata’da genelevler vardır, sahibi bir kadın: Matild Manukyan. Onun da bir erkek kardeşi vardır. Biz Manukyan derdik, onun için ismini bilmiyoruz. Elinde çantayla dolaşır. Haince kırardı senetleri. Ama öyle yarı fiyatına falan değil. Banka ne alıyor? Diyelim ki banka % 10 mu alır kırmak için? O % 15, % 20 alırdı ama başka bir üçkâğıtçılık daha yapardı. Senedi alırken kırardı. Anladınız mı ne demek? Alırken bütün faizini alırdı. (…)”
SELDA ALKOR’UN BABASI KİMİ ÖLDÜRDÜ?
İstanbul’un işgal altında olduğu yıllarda yaşamış ve çok sayıda Türk polisi öldürmesiyle nam salmış gerçek bir karakter olan Hrisantos karakteri de Yeşilçam’da kendisine sıkça yer bulur. Gerçek adı Hristo Anastadiyadis olan Hrisantos’un sabıka fişinde doğum tarihi 1898, tabiyetinin Osmanlı, mezhebinin Rum ve mesleğinin terzi çırağı olduğu yazmaktadır. Hrisantos, çocuk denecek bir yaştan itibaren soygunculuğa başlamış ve bir çete kurmuştur. Bir muhallebici dükkânını soyup, dükkân sahibi Recep Usta’yı öldürdükten sonra yakalanan çete üyeleri, kısa süre sonra koğuşlarının altından bir tünel açarak kaçmayı başarmışlardır. Bu tarihten sonra İngiliz istihbarat servisine casusluk yapmaya başlayan Hrisantos, İngilizlerden para ve silah yardımı almaya başlamıştır. Hrisantos ve çetesi, hapisten kaçmalarının ardından çok sayıda polis öldürmüş, İstanbul polis teşkilatına terör estirmişlerdir. Hrisantos, 7 Eylül 1920 tarihinde, ihbar üzerine bir evde kıstırılmış, Komiser Yardımcısı Muharrem Alkor ve polis memuru Cafer Tayyar tarafından vurulmuştur. Hrisantos’u vuran silah bugün hâlâ polis müzesinde sergilenmektedir. Muharrem Alkor da Hrisantos’la mücadelesini anlatan “Hırisantos’u Ben Öldürdüm” isimli bir kitap yazmıştır. Muharrem Alkor, Yeşilçam’ın ve bugünün ünlü oyuncusu Selda Alkor’un babasıdır. Hrisantos karakteri Kani Kıpçak’ın 1951 yapımı ‘İstanbul Kan Ağlarken’, Lütfi Akad’ın yönettiği 1952 yapımı ‘İngiliz Kemal Lawrens’a Karşı’, Semih Evin’in 1966 yapımı ‘Ay Yıldız Fedaileri’, Remzi Jöntürk’ün 1974 yapımı ‘Sayılı Kabadayılar’ filmlerinde sıkça seyircinin karşısına çıkar. Ancak, 1950’li yılların tarihi filmlerinin maceralı olay öykülerinde bir gerilim öğesiyken, 1960’lı yıllarda Türk’ün üstünlüğünü seyirciye ispat etmek maksadıyla kullanılan bir unsura dönüşmüştür.
GAZETECİYE KIZ VERMEZLER!
1933 tarihli ‘Cici Berber’ filminde berber dükkânında kasiyerlik yapan Eleni isimli bir Rum kızıyla, gazeteci Selim’in evlilikle sonuçlanan aşkları anlatılır. Ancak Eleni’nin babası Yani ise gazeteci düşmanıdır ve Selim’i kovar. Eleni ve Selim’in izdivacıyla son bulan film din ve millet farkının aşka engel etmediği yapımlardan biri olarak kayıtlara geçer. Kıbrıs krizinin patlak vermesinin ardından 1960’lı ve 1970’li yılların filmleri, seyircide İstanbul’da yaşayan tüm Rum kadınları cinselliğini ön plana çıkarmaktan ve fuhuş yapmaktan imtina etmeyen karakterler olarak resmetmiştir. Orta yaşlı Ermeni kadınların payına ise pansiyonculuk yapan ‘madam’ karakteri düşmüştür.
SANSÜR KURULU DEVREDE
‘Aynaroz Kadısı’ filminde Rum kızı Afroditi ile ilgili yer aldığı belirtilen ‘erotik sahneler’ de dikkat çekicidir. Bu sahneler sebebiyle sansür, filmin yurtdışına çıkarılmasını engellemiş, olay 1939’da Meclis’e kadar taşınmıştır. Filmin sansürlenmesinin sebeplerini Alim Şerif Onaran şu sözlerle açıklamaktadır: (…) Özellikle bu filmdeki Aynaroz Kadısı Yakup Efendi’nin Afroditi adlı bir Rum dilberine şarap içirerek güya ‘ergen olup olmadığını’ anlamak üzere yaptığı deneme dolayısıyla gösterilen sahne, onun kötü niyetlerinin ortaya çıkmasına yol açtığı için, gerek sarf edilen sözler, gerekse Rum kızı rolündeki oyuncunun (Şevkiye May) giysileri ve tavrının genel ahlaka aykırı olduğu, yeni tüzükte bu gibi durumların önlenmesi talep edildi.

Reklamlar

Tartışma

Henüz yorum yapılmamış.

Yorumunuz

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s

RSS Hertür Kültür

  • AK Parti'de kimler Meclis'e veda eedecek 26 Nisan 2018
  • Resmi Gazete'de yayımlandı: İlk oylar 7 Haziran'da atılacak 26 Nisan 2018
  • Kayıp bar işletmecisinin başı ve kolları gövdesinden ayrılmış cesedi bulundu (2) 26 Nisan 2018
  • CIA'nın başına işkence zanlısı 26 Nisan 2018
  • ABD Savunma Bakanı Jim Mattis, "ABD, İsrail devletine olan bağlılığından asla vazgeçmedi" dedi 26 Nisan 2018
  • Arsenal 10 kişilik Atletico Madrid'i aşamadı 26 Nisan 2018
  • Otomobil 30 metrede asılı kaldı: 1 yaralı 26 Nisan 2018

Stats

Reklamlar