>
you're reading...
Radikal

Yahudiler, Rumlar, Ermeniler Fişlene Fişlene Bitmedi, Sıra Alevilere Geldi…

trakyaolayları1934 Haziranı Pogromundan sonra “Türkiye’deki Yahudiler hiçbir zaman kendilerini güvende hissetmediler. Ve fırsatını buldukça başka ülkelere göç ettiler” şeklinde son yazısında milat düşen Ayşe Ünal, bir asırdır azınlıkları fişleme “adetine” ışık tutuyor. Radikal’deki yazısında [1.12); “Haziran ayında ‘Gezi İsyanı’ sırasında gözaltına alınan 5.513 kişi üzerinde Emniyet çevreleri (?) tarafından yapıldığı iddia edilen bir araştırmaya (?) göre “isyana katılanların yüzde 78’inin Alevi olduğuna” dair bir rapor haberi bu haftanın yazısına esin kaynağı oldu“, diyor ve ekliyor: Her ne kadar, İçişleri Bakanı haberin bu bölümünü yalanladıysa da, haber devletin kadim fişleme / etiketleme /damgalama/ işaretleme politikalarına dair tarihsel örnekleri anımsamama neden oldu. Ancak o kadar çok olay anımsadım ki, yazıya dökerken, bir bölümünü atlamak, bir bölümünü ise kısa kısa anlatmak zorunda kaldım“:
Adieu_Istanbul_02“[…] 
Osmanlı İmparatorluğu’nda devlet halkını 15-16. Yüzyıllardan itibaren tahrir defterleri (genel nüfus kayıtları), 17-19. yüzyıllardan itibaren avarız (olağanüstü vergi) ve Cizye (gayrimüslimlerden alınan vergi) defterleri ve 19. yüzyıldan itaberen temettüat (gelir) defterleri aracılığıyla kayıt altına almıştı. Bu kayıtların esas işlevi elbette, vergi ve asker toplamaktı. Bunlardan en çok bilgi verenler tahrir defterleriydi. Devletin arşivlerinde 3.422 tahrir defteri olduğu biliniyor. 1881 yılına kadar, bu defterlerde kayıtlar, istisnalar hariç, ‘Müslim’ ve ‘reaya’ (devlete itaat eden ve vergi veren halk) olarak tutuluyordu. Osmanlı kayıtlarında ‘reaya-yı millet-i selase’ denilen ‘üç millet’ genel olarak Rumlar, Ermeniler ve Yahudiler olmakla birlikte, Anadolu sayımlarında ‘reaya’ 6-7eylul4denildiğinde, eğer Ermenilerle ilgili özel bir kayıt yoksa Ortodoks Ermeniler ve Rumlar kastedilirdi. […] Gerek sayımların yapılış şekli gerekse sonuçların usulüne uygun açıklanmaması yüzünden devletin rakamlarıyla cemaatlerin rakamları (Patrikhanelerin veya hahambaşılığın rakamları) arasında büyük farklar olmuştu. Müslümanlar dışındaki grupların ayrıntılı şekilde ele alınmasından anlıyoruz ki devlet bu grupları Müslümanlardan daha çok merak ediyordu (!), ancak bunun iyi niyetli bir merak olmadığı ileriki yıllardaki tecrübelerle sabit oldu. Bu kötü tecrübelerden ilki 1913-1914’de, Ege bölgesinde yaşayan Rum tebaaya yönelik kaçırtma harekatı. Hezimetle sonuçlanan Balkan Savaşlarından sonra iktidardaki İttihat ve Terakki Cemiyeti (İTC) ‘dahili tümörler’ olarak görülen gayrimüslimleri ülkeden sürmeyi kararlaştırdığında ilk hedef Ayvalık’taki 120 bin, Çanakkale’deki 90 bin, İzmir’deki 190 bin, Urla ve Çeşme’deki 130 bin Rum’un kaçırtılmasıydı. […] Devletin kendi tebaasını ‘Müslüman-gayrimüslim’, ‘vatanperver-vatan haini’ diye ayırmasının en vahim sonucu 1915 Ermeni Tehciri/Kırımı/Soykırımı oldu. […]  1913-1915 arasında canlarını kurtarmak için pek çok Ermeni’nin, Rum’un ihtida ettiğini (Müslümanlığa geçtiğini ya da geçmiş göründüğünü) ve bunların devletin gizli kayıtlarında olduğunu Müdafaa-i Milliye Vekili Fevzi (Çakmak) Paşa’nın ağzından öğrendik.[…]  1934 yılı yazında devlet yine elindeki listeleri karıştırdı ve hem Trakya’daki Yahudilere hem de Doğu’daki Kürtlere karşı bir tasfiye harekatına girişti. Önce Yahudilerin başına gelenleri özetleyeyim. Yaklaşan savaşın da yarattığı gerginlik ortamında devletin bazı unsurları ve yerel faşistler, tarihsel olarak Trakya’da yoğunlaşmış olan yerleşik Yahudi halkını, mandıracılık ve ticaretteki başarıları yüzünden kıskanıyorlar, tefecilik yaptıkları için öfkeleniyorlar, Türkçe konuşmadıkları için sadakatlerini sorguluyorlardı. Bu duyguların merkezi yönetimin Trakya’daki uzantıları tarafından yönlendirilmesi zor olmadı. Önce, Edirne, Kırklareli, Keşan, Çanakkale gibi merkezler olmak üzere Trakya’nın çeşitli bölgelerinde yaşayan Yahudi cemaatinin önde gelen üyelerine ölüm tehditleri içeren mektuplar gelmeye, halkı Yahudi tüccarları boykot etmeye davet eden bildiriler boy göstermeye başladı. 
İlk fiziki saldırılar 21 Haziran 1934’te, yaklaşık 1.500 Yahudi’nin yaşadığı Çanakkale’de başladı. Militanlar, alışveriş edilmesini önlemek için Yahudilerin dükkânlarının önünde nöbet tutuyor, bazı evlere, şehri terk etmedikleri takdirde öldürüleceklerine dair tehdit mektupları yolluyorlardı. Durumun her geçen gün kötüye gittiğini gören Yahudiler 25 Haziran 1934 tarihinden itibaren Çanakkale ve Gelibolu’yu terk etmeye başladılar. Alelacele gitmek zorunda kaldıkları için mal ve mülklerini değerinin çok altında fiyatlarda elden çıkarmak zorunda kalmışlardı.
2 Temmuz 1934 günü bir grup saldırgan “Yahudilere ölüm!” haykırışlarıyla Edirne’deki Yahudi mahallesini bastılar, dükkânları ve evleri yağmaladılar, Yahudileri dövdüler ve İstanbul’a gitmelerini emrettiler. Panik içindeki Yahudilerden varlıklı olanlar buldukları ilk araçla İstanbul’a doğru yola çıkarken, yoksullar ve araç bulamayanlar, yaya olarak Yunanistan ve Bulgaristan sınırına yönelmişlerdi. Geride kalan bir avuç ürkmüş yoksul Yahudi’ye ise, fırınlar ekmek satmıyor, bakkallar yiyecek vermiyor, sakalar su dağıtmıyordu. Görevleri etnik kökeni ne olursa olsun vatandaşı korumak olan idari makamlar, görevlerini yapmak yerine, kalanlara 3 Temmuz günü bir tebligat 48 saat içinde şehri terk etmelerini emrettiler.
Ama en acı olaylar Kırklareli’nde yaşandı. Sadece o yıla mahsus olmak üzere, her yıl Edirne’de düzenlenen Kırkpınar güreşleri, Kırklareli’nin Loryalo Parkı’na alınmış, böylece aslında küçük bir kasaba olan Kırklareli’nde büyük bir kalabalığın toplanması sağlanmıştı. Ardından Yahudilere karşı sözlü sataşmalar başlamış, Kırkpınar güreşlerinin son günü kalabalık dağılırken, bazı insanlar bu grupların arasına sızarak, Yahudilerin evlerine, dükkânlarına girmeye, onlara karşı kaba ve saldırgan bir tavır takınmaya, kadınlarına ve çocuklarına sataşmaya başlamışlardı. Bir grup lise öğrencisinin Yahudi mahallesindeki evleri taşlamasıyla tırmanan olaylar taşlamaya silahsız askerlerin ve halkın da katılmasıyla çığırından çıkmış ve 65 ev yağmalanmıştı. Olaylar çarşıya sirayet etmeden bastırılmıştı ancak çapulcular Kırklareli hahamı Moşe Fintz’i evinde yakalayıp çırılçıplak soymuşlar ve usturayla sakalını kesmişler, biriktirdiği paralarını almışlar, sokaklarda birkaç genç kızın yüzüklerini çalmak için parmaklarını kesmişler, bir genç kıza da tecavüze yeltenmişlerdi. Gün ağarırken, Kırklareli’nde yaşayan 400 Yahudi dehşet içinde gara koşmuş, trenlere atlayıp İstanbul’a kaçmıştı. İşin ilginç yanı, Kırklareli tren istasyonunda her zaman en fazla üç vagon olurken, o sabah tam 16 vagonun hazır beklemesiydi.
Yahudilerin diliyle ‘La Vaka’ (olay, vak’a), ‘Barunda’ (gürültü, karışıklık, kıyamet) veya ‘La Furtuna’ (fırtına), Yahudi cemaatinin önde gelenlerinden Gad Franko ve Mişon Ventura’nın 4 Temmuz 1934 günü Atatürk’le yaptığı gizli görüşme sayesinde sona erecekti. Olayların ardından CHF’nin hazırladığı bir rapora göre Trakya’da yaşayan 13 bin Yahudi’den 3 bini (bazı kaynaklara göre 7-8 bini) İstanbul’a göçmüş, pek çok kişi mal ve mülklerini kaybetmişti. Bu tarihten sonra Türkiye’deki Yahudiler hiçbir zaman kendilerini güvende hissetmediler. Ve fırsatını buldukça başka ülkelere göç ettiler. […]” Ayşe Ünal’ın makalesini Radikal’de okumak için tıklayın

Reklamlar

Tartışma

Henüz yorum yapılmamış.

Yorumunuz

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

RSS Hertür Kültür

  • Messi Real Madrid kadar gol attı! 21 Eylül 2017
  • 'Babama söyleyeceğim' deyince öldürmüş 21 Eylül 2017
  • Türkiye'nin yurt dışı varlıkları ve yükümlülükleri arttı 21 Eylül 2017
  • Cinsel istismar sanığı öğretmene 25 yıl hapis cezası 21 Eylül 2017
  • Gençlerbirliği'nden taraftarı Fazlı Nas'a imzalı forma 21 Eylül 2017
  • Avrupa'nın en kötü takımı: Benevento 21 Eylül 2017
  • KYK burs başvuruları ne zaman başlıyor: İki kurumdan açıklama var 21 Eylül 2017

Stats