>
you're reading...
OHA, Ortadoğu Haber Ajansı

Yolsuzluk Operasyonları Ardında “İsrail Komplosu” Oratoryosu ve Türkiye’de Klasik Anlamda Irkçılığın Özellikle Yahudilere Yönelmesi

solmanset01072013Son dönemde “Yolsuzluk Soruşturmaları” ardında ABD ile karışık İsrail/Yahudi Komplosu iddiaları ortaya sık sık dökülür oldu. Ekonomi Bakanlığı görevinden istifa eden Zafer Çağlayan, devir teslim töreninde; *Ustalıkla düzenlenen bir komplo ile karşı karşıyayız. (…) bu çirkin tezgahın ekonomimize olumsuz etkisine üzülüyorum. Biz faiz lobisinin ayağına bastık“, dedi. Gezi Parkı Olayları sırasında daYahudileri ima eden “Faiz Lobisi” komplosu teorilere Hükümet üyeleri tarafından beyan edilmişti. Haziran 2013’te Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay, olayların “Yahudi Diasporası”nın tetiklediğini, uluslararası basının da bunu yönlendirdiğini iddia etmişti. FatihAltaylı  ise 22 Aralık 2013 Pazar tarihli makalesinde Yolsuzluk Operasyonları çerçevesinde  “Devletin çivisi çıkmış mı?”  ara başlığı altında dün bambaşka bir konuyla ilgili bir Bakan aradı dedi ve ekledi:  “Ama haliyle laf dönüp dolaşıp yolsuzluk olayına ve yürütülmekte olan soruşturmaya geldi. Bakan bu olan bitenin çok büyük bir komplo olduğunu söyleyince ben de günlerdir burada yazdıklarımı tekrarladım“Sayın Bakan, bu iş bir komplo bile olsa sonuç olarak varsa bir yolsuzluk ortaya çıkarılması gerekmez mi? Kamuoyunu tatmin etmek gerekmez mi?” dedim“Komplo boyutu ayrı bir konu ve çok tehlikeli bir olay ama yolsuzluk boyutu da ayrı bir olay değil mi?” dedim. Bakan benimle aynı fikirde değildi. Yolsuzluk tarafı bile bir komplo olabilir. İsrail ve Amerika’nın İran’la yaptığımız ticareti engellemek için yarattığı bir şey olabilir. Sonuç olarak buradan gelen para ile Türkiye’nin cari açığının finansmanında önemli bir katk sağlanıyordu” dedi.  Faşizm ve diktatörlük kavramları gibi kullanım enflasyonu yaşayan ırkçılık kavramını, AGOS gazetesi bu konu üzerine çalışan 82756F7648861ACKocaeli Üniversitesi Felsefe Bölümü Başkanı Prof. Sinan Özbek’le geçtiğimiz günlerde konuştu. Alıntılar: “(…) Başlangıçta daha çok gayrimüslim topluluklara yönelmiş bir ırkçılık söz konusu. Ama bu ifadeyi detaylandırmak gerekir. Bunun Müslüman-Türk bir sermaye sınıfı inşa etme süreciyle açıklanabileceğini düşünürüm. Bu pratik olarak, sermayenin bir el değiştirme sürecidir. Şaşırtıcı gelebilir ama Ermenilerin bu süreçte nasibine düşen öylesine boyutlu bir barbarlıktır ki, ekonomik etkinliğin dışına atılmalarına, sermayeden soyulmalarına eşlik eden bir ırkçı ideolojiye dahi önemli oranda ihtiyaç duyulmamıştır. Bu kadar olmasa da, Rumların durumu da aşağı yukarı benzerdir. Ben, Türkiye’de klasik anlamada ırkçılığın Yahudilere yöneldiğini düşünürüm. Yahudilerin sermaye ilişkilerinden uzaklaştırılması süreçlerine, tam da Batıda gördüğümüz türden bir ırkçılık eşlik ediyor. Yahudiler, Rumlar ve Ermenilerin kırıma uğratılması ve ekonomik etkinliğin dışına atılmasıyla oluşan boşluğu dolduruyor. Bu da, Cumhuriyet’in ne istediği ne de beklediği bir sonuç. Ermenilere ve Rumlara yönelen katliamları temellendirmek, meşrulaştırmak için kullanılan retoriği, Yahudilere uygulamak mümkün değildir. Değildir, çünkü Yahudilerin Türkiye’deki tarihleri farklılık gösterir. Yahudilere yönelik ırkçılık, Batı’dan kopyalanmış ve teorik olarak çalışılmış bir ırkçılıktır. Canlılığını günümüze kadar korumuş bir ırkçılıktır. Bu ırkçı pratiklere muhakkak Romanlara yönelik olan eklenmelidir. Romanlar ulus-devletin ömrü boyunca aşağılandı, dışlandı. Bu dışlama süreçlerine, ırkçı retorik eşlik etti hep. Ama günümüzde toplumsal hayatta kendini bütün ağırlığıyla duyuran, Kürtlere yönelen ırkçılıktır. Her ne kadar Kürt ulus bilincinin gelişmesi, Kürtlere yönelen ırkçılığı görünür hale getiriyorsa da, Kürt işçilerinin ülkenin batısındaki emek piyasasını girmesiyle klasik ırkçı retorik de varlık alanı buluyor. Türkiye’de ırkçı pratik ana hatlarıyla böyle işlerken, Türk ırkçılığının teorisyenleri de kendilerini yeniliyorlar. Sanıyorum, ilk Türk ırkçısı Ali Suavi’dir ve daha çok Türk ırkçılığının teorik inşasıyla meşguldür. Örneğin, Türklerin askeri ve siyasi bakımdan diğer halklardan üstün olduğunu savunuyor. Bunun gibi Türkçenin dünyanın en mükemmel dili olduğunu ve Avrupa dillerini de geride bıraktığını söylüyor. Daha sonra Türk ırkçılığının bayrağı Cevat Rifat Atilhan’ın elinde yükseliyor. Atilhan, 1930’lu yıllardan başlayarak bizzat Almanya’nın faşist ırkçılarından alınmış görüşleri Türkiye’ye taşıyor ve uyguluyor. Yine aynı Atilhan, Trakya Yahudilerinin 1930’larda başına gelenlerin hazırlayıcısı olmakla övünüyor. Peki, Aleviler, Ermeniler, Rumlar ve Kürtlere yönelen ayrımcılık, ırkçılık kabul edilemez mi? Bakın; her baskıcı rejimin faşizm olarak adlandırılamayacağı gibi, her dışlama pratiği de ırkçılık olarak adlandırılamaz. Tarihin gerilerine kadar uzanan bir dışlama pratiğinin ırkçılık formuna dönüşmesi için, bu dışlamaya uğrayan insan topluluğunun ekonomik alanda rekabet edebilen homojen bir güce dönüşmesi gerekiyor. Bu, o halkın kendine biçilmiş eski rolleri artık kabul etmediği ve bir kenara attığı anlamına da geliyor. Örnekle söyleyeyim: Ortaçağ’a özgü anti-Yahudilik, ırkçılık olarak adlandırılamaz, ancak ırkçı bir biçim alması, Yahudilerin ekonomik rekabet eden homojen topluluğa dönüşmesiyle başlıyor. Tarihte Yahudilere yönelmiş bu dışlama pratikleri ve retorik, bizdeki Alevilerin dışlanma pratikleriyle karşılaştırılabilir. Ama Alevilere yönelen dışlama pratiği de ırkçılık olarak tanımlanamaz. Yine de tarihin biz öğrettikleriyle diyebiliriz ki; Aleviler rekabet edebilen homojen bir gruba dönüşseydi, vay hallerine! İşte gayrimüslim azınlıkların ve Kürtlerin durumu tam da bu tabloya uyuyor. Gayrimüslim topluluklar rekabet edebilen homojen gruplar teşkil ettiği için zaten ırkçı saldırının hedefine yerleşmişti. Şu rakamlar olguyu daha net kavramamızı sağlayacak: 1913 yılında sanayi işletmelerinin etnik gruplara dağılımı şöyle: %10 Osmanlı vatandaşı olmayanlar, %50 Rumlar, %20 Ermeniler, %5 Yahudiler ve %15 Müslüman Türkler. Bir de bugünkü tabloyu düşünün! Gayrimüslim topluluklar neredeyse ekonomik etkinlikten tamamen tasfiye edilmiş durumda. Ama onlara yönelik oluşturulmuş muazzam bir ırkçı retorik miras duruyor. Bunlar gerektiğinde Kürtlere uygulanıyor. Kürtler kendilerine biçilmiş rolleri yırtıp atıyor, iş piyasasında rekabet edebilen nüfus yoğunluğu olan, homojen bir güç olarak tarih sahnesine çıkıyor. İşte tam da bu nedenle, onların dışlanma pratikleri ırkçılık formunu alıyor.(…) AGOS gazetesi

Reklamlar

Tartışma

Henüz yorum yapılmamış.

Yorumunuz

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

RSS Hertür Kültür

Stats