>
you're reading...
Ortadoğu Haber Ajansı

Bu Ülkede “Başkanlık Rejimi”, yâni Tek Adam Diktatörlüğü Uygulanamayacak

YeniPadisah_DerSpiegelErol Özkoray Cumhurbaşkanlığı seçimleri ve demokratik özerklik | III/ Solun ana gövde partisi ve demokratik özerklik 06.08.2014 | İlk yazıda, toplumla arasındaki ‘de facto‘ anlaşma olan “laik cumhuriyeti koruma” konusunda tam aksi yönde hareket eden RTE’nin, Sünni İslam Cumhuriyeti (SİC) kurmayı hedeflediği için iktidarının meşruiyetini yitirdiği kanıtlanmıştı. İslam faşizmine giden bu yol iktidar partisinin Anayasa Mahkemesi tarafından kapatılması için yeterli bir argümandır. İkinci yazıda, RTE/AKP’nin kurulmasını hedeflediği Başkanlık Rejimi ise, kesinlikle tek adam diktatörlüğüne götüren yoldur görüşü net olarak islendi. Eldeki Anayasa ile, RTE’nin yeni anayasa yapımına bile gitmeden fiilen Başkanlık sistemini kurabileceği ve böylelikle diktatörlüğünü ilan edebileceği analizi yapıldı.
Capture d’écran 2014-08-06 à 13.55.36Cumhurbaşkanlığı seçimlerini RTE kazanırsa, Sünni İslam Cumhuriyeti’ni (SİC) resmileştirmek için 2023’e kadar devam edecek olan Başkanlık sürecini başlatır. 2023 tarihi, 100 yıl sonra Türkiye Cumhuriyeti’nin sonunu temsil ediyor. CHP/MHP adayının, ya da Selahattin Demirtaş’ın seçilmeleri durumunda ise Başkanlık Sistemi süreci tamamen durur ve kadük olur. 10 Ağustos’ta oy kullanmadan önce bu tespitin çok net bilinmesi lazım.
Eğer RTE seçilirse tehlike büyüktür. Ancak durumu tersine çevirmek için elimizde, kısa vadeli çok önemli bir imkân da var: Genel seçimlerde RTE/AKP’nin çoğunluğu kaybetmeleri. Cumhurbaşkanı olanRTE, meclis çoğunluğunu yitirince görevi sıfırlanır. BCapture d’écran 2014-07-26 à 16.30.16aşkanlık sistemini unutur, göstermelik bir başkan olur, hiçbir şekilde yürütmeyi (Başbakan’ı) etkileyemez. Bunu, hem de yarı Başkanlık sisteminin tıkır tıkır işlediği ve kurumsallaştığı Fransa’da bile, sosyalist Mitterrand (parlamentoda çoğunluk sağa geçtiğinde) ve sağcı Chirac (bu kez parlamento çoğunluğu solda olduğunda) iki kez yaşadılar. RTE’nin, yapacağı hiçbir iş kalmaz, boş vaktinde oturur parasını sayar, unuttuğu mal mülkün listesini çıkartır, lüksü sevdiğinden suç ortaklarıyla dertleşmek için Katar’a filan gider! Muhalif olan bakanlar kuruluna, mide ağrıları çekerek erdo_125252821Başkanlık etmeye çalışır. O da bir kereye mahsus olmak üzere. Boyunun ölçüsünü anında alır. Orada kimseye hakaret edemeyeceği için de, kös kös konuşulanları dinler, bir daha da hiçbir bakanlar kurulu toplantısına katılamaz. Tabii bu arada hukuk ta aleyhinde yol kat etmeye başlayacak. Anayasa Mahkemesi de görevini yapacak. Süresi bittiğinde -o da eğer sonuna kadar gidebilirse- onu bu kez de hapishane bekliyor olacak. Kısaca seçimleri kaybettiği an RTE bir balon gibi söner, adını bile kimse hatırlamaz. Tansu’yu hatırlayan mı var? Türkiyelilerin RTE’den alabileceği en mükemmel rövanş, onu seçildiği mevkide izole ederek cezalandırmak olacak. Bizim seçmen bunu yapabilir. 2002’de parlamentoda temsil edilen bütün partileri baraja taktığı ve dünyada bir ilke imza attığı unutulmasın. Eğer bu durum gerçekleşirse ülkece çok ama çok eğleniriz.
Bizim tecrübeli olduğumuz alan parlamenter rejim. Tüm eksik ve gediklerine, onca darbeye ve otoritarizme, sinsi ve açık faşizme rağmen en iyi bildiğimiz, piştiğimiz, yönettiğimiz alan bu alan. Bu ülkede, milyonlarca insan nelere katlandı (hapis, işkence, yasak, katliam) parlamenter rejimi yaşatmak, demokrasiye geçebilmek için. Yapılması gereken parlamenter sistemi mükemmelleştirmek, temsili demokrasiyi rasyonalize etmek, partiler ve seçim yasasını demokratikleştirmek, seçme/temsil/denetleme üçlüsünü demokrasiye uygun olarak organize etmek. Çözüm ve kurtuluş bu yoldadır. Halkımız da bunu bildiği için hiçbir zaman tek adam diktatörlüğü macerasına kesin bir gidiş olan Başkanlık rejimine onay vermeyecektir: Direnerek, partileri ve liderleriyle, sokakta, gerekirse ayaklanarak ve de hukukla. İslam faşizmine karsı çok sıkışırsa -feci bir yol olmasına rağmen- iç savaşı bile göze alarak. Kısaca bu ülkede Başkanlık rejimi, yani tek adam diktatörlüğü uygulanamayacak. Halkımız bunu uygulatmayacak.
Şimdi ana konumuz olan nasıl bir gelecek ve nasıl bir toplum arzuladığımıza gelebiliriz. Yani gelecekle ilgili somut öneriler ve çözümlere.
Uzun zamandır içinde yasadığımız ciddi siyasi krizin biri yapısal, diğeri de konjonktürel olan iki önemli nedeni var: Sağ ve sol partilerin bulunmaması ve iktidarın ülkeye sunduğu siyasi arz ile (islamcı yeşil faşizm), toplumsal talebin (demokrasi arzusu) kesişmemesi.
Partiler sistemi sağ ve sol olmak üzere ikili yapı, yani dualite üzerine oturur. Eğer parlamenter rejiminizde sağ ve sol partiler yoksa totaliter tehlike doğar ve demokrasiden de bahsedilemez.
Aynı sorun siyasi arz ve toplumsal talebin kesişmemesi durumunda da ortaya çıkar. Siyasi arz ve toplumsal talebin kesişmesi, demokratik bir ortam kurulması için bir ön koşuldur. Partilerin siyasi ve toplum projelerinin toplumsal talepleri karşılaması gerekir. Siyasetle toplum arasındaki kopukluk eğer anormal bir biçimde seyrediyorsa, ülke demokrasi hedefinden hızla uzaklaşır. AKP iktidarı ile Türkiye’nin bugün içinde yaşadığı mega siyasi kriz bu anormalliğin sonucudur. Burada söz konusu olan birbirlerinin can düşmanı olan iki rejimdir: Faşizm (siyasi islam tipi) ve demokrasi.
12 Eylül rejimi sağ ve solu yok ettiği için ülkede ana gövde olarak sağ ve sol parti yok. Dengenin sağlanması ve demokratik ortamın oluşabilmesi için her iki akımın da ana gövde partilerinin kurulması lazım. Sağda böyle bir parti olmadığı için bütün muhafazakâr oylar tek partiye, AKP’ye akıyor. Yüksek skorun önemli nedenlerinden biri budur. Ama cumhurbaşkanlığı seçimlerinde de göreceğiz klasik DYP ve ANAP seçmenleri oylarını AKP’den çekecekler. Çünkü artık siyasi ahlaksızlık ve etik yoksunluğundan bıktılar. Bunlar -çok ilginç- ilk aşamada CHP/MHP adayına oy atacaklar, ama yaptığım sondajlara göre genel seçimler için verdikleri karar Selahattin Demirtaş. Şimdi sağın parti sorununu acilen çözmesi lazım.
Bizi bu aşamada tabii ki solun ana gövde partisi ilgilendiriyor. 2007 yılında başlayıp 2009’da olgunlaştırdığım konu şudur: İnanılmaz bir demokrasi mücadelesi verdikleri, müthiş de siyasi kadroları olduğu ve sosyalist kökenden de geldikleri için, Kürtlerin partisinin solun ana gövde partisi olması mecburiyeti. Ortada demokrasi için eli taşın altına koyan Türk mü vardı da biz görmedik? Bizim gibi tek tük aydınlar, işte Baskın Oran, Ragıp Zarakolu, Şanar Yurdatapan gibi. Bu fikrimde çok ısrarcıydım, çok yazı yazdım, taraflarla çok konuştum (Akın Birdal, Leyla Zana, gibi kamuoyu önderleri) ve onların da hazır olduğunu gördüm. Ortam ilk kez 2011 seçimleri sonrası bu fikri hayata geçirmek üzere olgunlaştı. Ancak, RTE suni KCK davalarını yaratarak Kürt özgürlük hareketine darbe vurmak istedi. Tabii evde yangın başlayınca ilk o söndürülür. Böylece tam üç yıl kaybedildi. İşte şimdi Selahattin Demirtaş’ın adaylığı ve Halkların Demokratik Partisi (HDP) ile bu imkân ilk kez somut olarak ortaya çıktı: Ulusal planda bütün Türkiyelileri temsil edecek olan solun ana gövde partisi. Demokrasi, geniş özgürlükler ve çoğulculuktan oluşan toplumsal talep, siyaset sahnesinde bu boyutta ilk kez açıkça telaffuz ediliyor. Türkiyeliler ilk kez bu rolü oynayabilecek bir lideri, partisini ve toplum projesini (Yeni Yaşam Çağrısı) keşfediyorlar. Bu anlamda aslında Demirtaş’ın kampanyası bir genel seçim kampanyası niteliğindedir. Hedef %10’u geçip, ilk genel seçimlerde %20’leri hedeflemek olarak dışarıdan algılanıyor. Ardından da %30’lara ulaşma arzularını hayata geçirmeye çalışacaklarını görüyoruz. Toplum buna hazırdır, siyaset meydanı da zaten uzun süredir bu alanda boştur. Solun ana gövde partisinin oy potansiyelinin %30-35 arasında olduğunu da bu arada hatırlatalım. Bu seçimlerle aslında Türkiye yarının başbakanını keşfetti.
Konu şu: Eğer AKP bir sonraki genel seçimleri kazanırsa bizi nasıl bir Türkiye’nin beklediğini biliyoruz da, acaba islamcıların dizayn ettiği faşist bir rejimde yaşamayı kabul ediyor muyuz? Tabii ki hayır! Ben şahsen katiyen etmiyorum, rejimi meşru bulmuyorum ve bizimle hiçbir ortak yanı olmayan bu kesimi tamamen reddediyorum. Bir kere bu durumda, kendi gündemimiz önemli. Peki çözüm? Kendi sistemimizi, rejimimizi kurmak. Bunun adı da Demokratik Özerklik. Türkiye, 1993 yılında Avrupa Konseyi’nin yerel yönetimler ve özerklik anlaşmasını imzaladığı ve bu anlaşma 1995 yılında resmen yürürlüğe girdiği için bu alandaki bütün siyasi çalışmalar legal. Kürtlerin, Kürdistan’da demokratik özerkliği uygulamaya geçirme sürecini başlatması ve uygulaması ile sanki bu sistem Kürtlerin bir buluşuymuş gibi kamuoyunda bir yanlış algılama var. Demokratik özerklik, bütün Avrupa ülkelerinde uygulanması gereken ileri demokrasi modelinin adı; Evrensel bir model. Yaklaşık bir yıldır bu konuda araştırıyorum, okuyorum ve kamuoyunu test ediyorum. Bugüne kadar batı Türkiye’de derinlemesine konuştuğum değişik siyasi görüşlerden (islamcılar hariç) yaklaşık 100 kişinin tümü demokratik özerklik fikrini benimsedi, onay verdi ve altında yaşamak istediğini söyledi. Bunu gerçekleştirmek için de çalışacağını belirtti. Tabii muhteşem bir sonuç. Şimdi iş bunu kamuoyuna anlatmak ve islamcılara karşı önemli bir çözüm olduğuna ikna etmek. Sünni totaliter rejim altında yaşamak istemeyen batılı Türkiyeliler şehir ve coğrafi temelde bu sistemi hayata geçirme hakkına sahipler. Örneğin bir İstanbul, bir İzmir, bir Edirne, bir Çanakkale‘de bu uygulama başlayabilir. Onların hedefi SİC ise biz de Demokratik Özerk Cumhuriyeti (DÖC) hedefleriz.
Daha şimdiden bir parti (HDP) ve onun eş başkanı (Figen Yüksekdağ) Batı’da demokratik özerklik talebini dillendiriyor. Demokratik özerkliğin nasıl kurulacağı, nasıl örgütleneceği, siyasi yapısı, mali/finansal/ekonomik gücünün nasıl oluşacağı konularında çok sayıda kaynak var ve bunları zaman içinde sizlere aktaracağız. Ama sizlerin de bu konuda kendi köşenizde okumanız, araştırmanız gerekiyor. Amaç islam faşizmi ile mücadele ederken (bunun içine yakında IŞİD de girer), bir B planımızın da olması. Hedefimiz, Gezi Direnişi’nin ruhunu ve taleplerini Batı’da hayata geçirirken, bunun radikal demokrasi araçlarından biri olan Demokratik Özerklikle birlikte, yani kendi seçtiklerimizle, bizi gerçekten temsil eden insanlarla kendimizi yönetmek. Erol Özkoray

Reklamlar

Tartışma

Henüz yorum yapılmamış.

Yorumunuz

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

RSS Hertür Kültür

  • DEAŞ 13 yaşındaki çocuğu intihar saldırısı için eğitmiş 17 Ekim 2017
  • San Antonio Spurs, Aldridge'in sözleşmesini yeniledi 17 Ekim 2017
  • Antalyaspor ile seremoniye çıkmak 200 lira 17 Ekim 2017
  • Yüzleşme cinayeti sanığına 25 yıl hapis 17 Ekim 2017
  • Facebook’ta yemek siparişi verebiliyorsunuz 17 Ekim 2017
  • KYK burs başvurusu: e-Devlet giriş sayfası üzerinden yapılanlar 17 Ekim 2017
  • "Fiyat etiketinde yanıltıcı uygulamalara taviz yok" 17 Ekim 2017

Stats