>
you're reading...
Anadolu Ajansı, Şalom

Türkiye’de “Kahrolsun İsrail” Dedirtebilmek için İsrail Başkonsolosu Sansürleniyor

kamhi3İsrail’in İstanbul Başkonsolosu Moşe Kamhi 2009 yılında başladığı görev süresinin sonuna gelirken bu süreç içinde Türkiye’de gözlemlediği değişiklikleri Şalom gazetesinden Yaşar Bildirici ile paylaştı. Başkonsolosu Moşe Kamhi AKP iktidarı dönemine denk gelen son on yılı değerlendirirken önemli bir noktaya dikkati çekti:
Benimle çok az röportaj yapıldı. Kapsamlı sadece üç röportaj yapıldı, onlar da verilmedi. Hatta Anadolu Ajansı (AA) geldi, 1,5 saat sohbet ettik. Hiçbiri yayınlanmadı,
sadece İngilizce yayında birkaç satır gördüm. Bir tek, tirajı yüksek gazetelerin birinde, küçücük bir şey gördüm. Bir saat konuştum, bir paragraf çıktı. Durum böyleyken kamuoyu yanlış bilgilendiriliyor, tek taraflı bilgilendiriliyor.” İsrail Başkonsolosu Türkiye’den ayrılmadan önce verdiği röportajda ayrıca şunları ekledi:
“[…] Buradaki basını üçe ayırıyorum. Bir tanesi yüksek tirajlı gazeteler. Onlardan müzmin olarak manşetlerden mustarip oluruz. Türkiye’de reyting çok önemli olduğu için manşet önemlidir. Manşet ve fotoğraflar bir insanı bitirebilir. Dünyada Türkiye kadar görsel bir yayından, görsel bir eserden zarar görmüş başka bir ülke yoktur. Geceyarısı Ekspresi filmini hatırlıyorsunuz. Bir film bir ülkeye ne yaptı. Burada bir basın iki ay boyunca İsrail’i manşet ve görsellerle karalıyor. Ama o yüksek tirajlı gazetelerde içeriğine girdiğiniz zaman daha dengeli bir sunum görüyorsunuz. Eğer içeriğe meraklıysanız iki tarafın görüşünü görebilir ve ona göre bir fikir sahibi olabilirsiniz. İkinci olarak ideolojik İsrail karşıtı bir basın var ki zaten onları bıraktık, uğraşmıyoruz.
kamhi1Bir de ortada olan bir basın var. O ortadakiler sanki talimat üzerine olayları İsrail tarafından gelen hiçbir şeyi vermemek suretiyle yapıyorlar. Mesela sabah saat 8’de ateşkes deniyor, 8.30’da Gazze’den füzeler yağıyor, İsrail saat 9’da cevap veriyor. Basın, “İsrail ateşkese rağmen Gazze’yi vuruyor,” diyor. Hamas’ın füze attığını söylemiyor. O basın, ortadakiler, tirajı nispeten daha düşük ama menfaat güdüsüyle hareket ederler. Onlar, İsrail’i maruz gösterecek, İsrail tarafını anlatan her haberi yok saydılar. Onların yaptığı daha kötü. Bir gün, İsrail’de radyoda bir gazetenin vefat eden yayın yönetmeni hakkında bir program dinliyordum. Yanında çalışmış biri de onu anlatıyordu:  “Kariyerime şalom4062014başladığımda onun yanında çalışıyordum. Bugün bu oldu, şu oldu diye gider yanına anlatırdım; o da bunu ver, bunu yayınlama derdi. Ama ‘bu oldu’ derdim, o da ‘bak evladım, yazmadığın haber, vermediğin haber olmamıştır’ derdi.” Bildiğimiz konularda, vakıf olduğumuz konularda bir gazetenin yazdığını eleştirebiliriz. Bilmediğimiz konularda gazetenin yazdığına inanma oranı daha yüksektir.
Operasyonun ilk günü bütün gazetelere “başkonsolos hazır,” dedik. Kimse çağırmadı, gelenler de sansürledi. Durum böyle olunca kamuoyu yanlış, tek taraflı bilgilendiriliyor. Bu arada doğru bilenler, dengeli bilenler yok mu, var. Tabi ki var. Ancak yaratılmış genel ortamda sizin bir İsrailli olarak kendinizi anlatabilmeniz çok zor. Allahtan sosyal medya diye bir şey var. Benim yardımcı, Ohad Avidan Kaynar, bu konuda uzman, sosyal medya sayesinde bu barajı aşabiliyoruz.
İstanbul bir kamu diplomasisi merkezidir. Her zaman böyleydi sadece adı yoktu. Onun için bu durumda benim yerime gelecek Başkonsolosu ne farukkosebeklediğini kestirmek zor. Geçmişte de bazı olaylar yaşandığında ben durumun vahimleşeceğini tahmin ediyordum. Şimdi işbirlikleri olacak, ilişkiler, ticaret şöyle olacak diyemem çünkü ne olacağını kestiremem. Eminim ki Türkiye’de aklıselim insanlar çok. Bir madalyonun öteki yüzü olduğunu da idrak edeceklerdir, etmişlerdir. Kamular arasındaki işbirliğinin çok önemli olduğuna ve her zaman dediğim gibi denizleri soğutmamak gerektiğine inanacaklardır.
Ama Türkiye’de son zamanlarda vuku bulan bazı söylemler Türkiye’nin imajı bakımında dünyada çok olumsuz bir etki yarattı. Biz diplomatlar hem temsil ettiğimiz ülkenin imajını korumakla hem de akredite olduğumuz ülkenin imajını korumakla yükümlüyüz. Çünkü bizim görevimiz o ülkeleri yaklaştırmaktır. Onun için görevimiz çok boyutludur. Özellikle İstanbul gibi büyük metropolde görev yapan diplomatların görevi bu. Şimdi uzun bir tatile çıkıyorum.
Avrupa’ya gideceğim, orada çok arkadaşım var. Eminim soracakları konu “Türkiye’de ne oluyor?” olacaktır. Geçenlerde Edirne’deydim. Sinagoga da gittim. Vakıflar Müdürlüğü tarafından çok görkemli bir restorasyon yapılıyor. İnşallah açılışı da hep beraber yapılır. Açılışı, İsrail halkına, Amerika ve Avrupa’daki Yahudilere, hatta Yahudi olmayanlara duyurmak, Türk kamuoyuna yakınlaştırmak için bir fırsat olarak kullanılmalı. Çünkü Avrupa’daki olgu da çok olumsuz.
Dediğim gibi şu anda ne olacağını kestiremem. Unutmayalım politikada, siyasette, diplomaside, statik hiçbir şey kalmaz, daima değişkendir. Bir gün kötüye gider, bir gün iyiye… Karar vericiler genellikle daha uzun vadeli düşünür. İş onlara kalır. Umarım ki bu olaylar yatışınca tekrar yeni işbirlikleri olacaktır. Mavi Marmara da büyük olay yaratmıştı. Çünkü dediğim gibi o insanlar yardım götürmeye gitmedi, hır çıkarmaya gitti. İsrail’in o konudaki raporunu tekrar okuyan görecek ki gemide iki grup vardı. Bugünlerde bile Türkiye’den Gazze’ye yönelik yardımlar gidiyor. Filistinli yaralılar buraya nasıl getiriliyor? Resimleri görmediniz mi? Orada Magen Adom’un [İsrail Kızılayı] sedyeleri var. Bir koordinasyon yapıldı demek ki iki taraf arasında. Tüm bunları kamuoyunun görmesi gerektiğine inanıyorum.
[…] Bir İsrail şirketinin Türkiye’de bir kamu ihalesine girmesi geçmişte de zordu, bugün de zor. Özel sektörler arasında mal ve hizmet alım satımı oluyor çünkü iki ülkede de teknolojiye yatkınlık var, her bir ülkenin yarattığı ürünü karşı ülkede almak isteyen bir kesim var. İki ülke arasında serbest ticaret anlaşması var.
Unutmayalım ki ilişkilerin iyi olduğu dönemlerde, 50’lilerde ve bilahare 90’lı yıllarda, iki ülkenin kolayca ticaret yapabilmelerini sağlayacak, kolaylıkla hava ulaşımını geliştirebilecek, anlaşmalar ve hukuki altyapı yapıldı. Mesela sivil havacılıktaki altyapıyı gören bir uzman, “50’li yıllarda bu anlaşmayı yapan ne uzun vizyonlu insanlarmış,” yorumunu yaptı. Bugün bunların sayesinde THY günde sekiz uçuş – şimdilerde talep olmadığı için düşüyor – yapıyor, Pegasus hatta girdi. Hepsi geçmişte yapılmış bu anlaşmalar sayesinde. 90’lı yıllarda serbest ticaret anlaşması, yatırımları koruma anlaşması ve benzer anlaşmalar imzalandı. Bunların sayesinde mal ve hizmet alım satımı her sene arttı. İnşallah bundan sonra da artar. Tabi bunun için tek taraf değil, iki taraf lazım. Onun için, Türkiye’nin İsrail’deki ve batıdaki imajını olumlulaştırması ve son zamanlarda yaratılmış olan bazı olumsuzlukların telafi edilmesi, bunun doğru bir şekilde düzeltilmesi çok yararlı olacaktır.[…]” Şalom gazetesi Yaşar Bildirici
Bu röportajı izleyen günlerde Kartal Milli Eğitim Vakfı Ortaokulu’nda 12 sınıfın imam-hatipe çevrilmesinde yaşanan olaylar Yeni Türkiye’nin boyutlarını belirleyen nitelikte. İmam-hatipli öğrencilerin velileri ile normal ortaokul öğrencilerinin velilerini birbirine düşürürüldüğü bir ortamda, Spor salonu ve kütüphanenin imam-hatip yapılmasına tepki gösterenlere, imam-hatip velileri, “dinsizler, hıristiyanlar, yahudiler, gavurlar” diye saldırdı.

Reklamlar

Tartışma

Yorumlar kapatıldı.

RSS Hertür Kültür

  • DEAŞ 13 yaşındaki çocuğu intihar saldırısı için eğitmiş 17 Ekim 2017
  • San Antonio Spurs, Aldridge'in sözleşmesini yeniledi 17 Ekim 2017
  • Antalyaspor ile seremoniye çıkmak 200 lira 17 Ekim 2017
  • Yüzleşme cinayeti sanığına 25 yıl hapis 17 Ekim 2017
  • Facebook’ta yemek siparişi verebiliyorsunuz 17 Ekim 2017
  • KYK burs başvurusu: e-Devlet giriş sayfası üzerinden yapılanlar 17 Ekim 2017
  • "Fiyat etiketinde yanıltıcı uygulamalara taviz yok" 17 Ekim 2017

Stats