>
you're reading...
Ajans, Cumhuriyet, Taraf

22 yıldır AKP’nin yönettiği İstanbul dev bir kasabaya dönüşürken Türkiye’nin yarısı “Azınlık” mı oldu?

İST2Taraf yazarı Süleyman Yaşar, 13 Mayıs yazısında, Uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu Moody’s’un, CHP’li İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin notunu Aaa düzeyine yükseltmesine ve Türkiye’nin Baa3 notunun tam 10 basamak üzerine çıkmış olmasına değinerek, “İstanbul 22 yıldır AKP tarafından yönetiliyor ama şehir gittikçe kasabaya dönüştü” dedi:
[…] AKP belediyeciliğiyle övünüyordu. Ama CHP belediyecilikte AKP’yi çoktan geçti.CHP’li İzmir ve Eskişehir örneklerinin yanına yaklaşamıyor AKP’li belediyeler. Bildiğiniz gibi İstanbul 22 yıldır AKP tarafından yönetiliyor. Ama şehir İST1gittikçe kasabaya dönüştü. Taksim, Üsküdar meydanları yıllardır inşaat alanı oldu. Bitmek tükenmek bilmiyor yap-bozlar. Yürümek mümkün değil. Yine İstanbul’un Kurbağalıdere’si ve diğer derelerden lağım akıyor. Hattâ düşen kayboluyor İstanbul’un derelerine. Hâlbuki Eskişehir’in eskiden sürekli taşan Porsuk Çayı tertemiz ve üzerinde tekneler seyahat ediyor artık. İzmir’in meydanları tertemiz. Muğla yine öyle. Eskişehir, Muğla ve İzmir’de canlı bir büyük şehir yaşamı var. AKP’li belediyelerde kasaba yaşamına dönülüyor. İşte bu nedenle İstanbul İST4Büyükşehir Belediyesi’nin notu Bayani çok riskli düzeyde. Dolayısıyla en iyi kalite notunu alan CHP’li İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin 11 kademe altında İstanbul’un notu. Hâlbuki İstanbul Büyükşehir Belediyesi iktidar partisinin belediyesi olduğu için her türlü desteği merkezî otoriteden alıyor. Buna karşılık AKP hükümeti, İzmir’e her türlü engeli çıkartıyor. Ama buna rağmen İzmir’in notunu Moody’s, Türkiye’nin Baa3 negatif olan notunun epeyce üzerine çıkartıyor.[…]
Anadolu Kaplanları şahlanmalarıyla büyüdükçe, daha bir kasabalaşan şehirler sosyolojisi Türkiye’yi nereye yerleştiriyor? “Gâvur İzmir” türünde dışlamalarda görülen şekilde “gayrimüslim“leştirilen, “gayrimillî“leştirilen vatandaşların yarısından fazlası, “Azınlık” tıkaçlarına, özellikle 2008’den bu yana, şiddetle itiliyor.
Toplumun önemli bir kesimi “gâvur“laştırılırken gelecek hangi yönde eğiliyor? Kadri Gürsel, Cumhuriyet gazetesinde 13 Mayıs Cuma yayımlanan makalesinde konuya ışık tutuyor:

[…] AKP iktidarı 2011’den itibaren bir “Erdoğan rejimi”ne dönüştü ve bu rejim Türkiye’nin hiçbir büyük sorununu çözemediği gibi mevcut olanları hem karmaşıklaştırdı hem de bunlara yenilerini ekledi. […] Hiçbir diktatörlük, baskı ile yönettiği bir ülkede en azından güvenlik ve istikrarı sağlayamadan ayakta kalamaz. Bunların yanında nispeten yüksek bir büyüme hızı da gerekir. Erdoğan’ın baskı rejimi, 1 Kasım’dan önce bir seçim kazanma taktiği olarak güvenlik ve istikrarla kumar oynadı. Güvenlik ve istikrarı seçim zaferiyle değiş tokuş etti; tek parti iktidarını geri kazandı ama şimdi güvenlik ve istikrarı geri getiremiyor ve entropi bu şekilde de artıyor. Erdoğan iktidarda kalmak için yol arkadaşlarını da artan oranda dışlayarak, yok sayarak değersizleştirmekten başka bir yöntem geliştiremiyor. Böylece entropiyi kendi eliyle büyütüyor.
Türkiye’yi ve bölgeyi 2009’dan bu yana birlikte çökertip istikrarsızlaştırdığı baş refiki Davutoğlu’nu da sonunda tasfiye etti. Bu fahiş bir hataydı. […] Davutoğlu’nun hükümet darbesi yoluyla tasfiyesi bir yenilenme değil, eksilmedir. Bu tasfiye ile bir sorun çözülmüş değildir, sorunların daha da büyümesinin önü açılmıştır. […] Rejiminin sonu da böyle gelecek. Düzensizliği artıran kırılmaların arasındaki zaman aralığı giderek azalıyor. 7 Haziran’da kaybettiği iktidarını savaş başlatarak 1 Kasım’da geri aldı; aradan altı ay geçtikten sonra bu kez darbeyle bir daha geri aldı. Nasıl, nereye kadar? İnsanlığın büyük icadı demokrasi, aynı zamanda siyasal sistemlerin kaçınılmaz sonunu geciktirmek içindir.[…] “Erdoğan entropisiTürkiye’yi demokrasiden uzaklaştırdığı nispette artıyor, arttıkça da rejimin kaçınılmaz sonu yaklaşıyor.
Kadri Gürsel, Cumhuriyet 13 Mayıs Cuma

Ekümenopolis: Ucu Olmayan Şehir | 2012 (English Subtitle)

Her açıdan gittikçe büyüyen, ne büyümesi ne de nüfus artışı durdurulamayan bir şehir İstanbul. 1980’de yapılan ilk metropolitan planlamasında kentin kaldırabileceği nüfus 5 milyon olarak belirlenmişken bugün İstanbul 15 milyonu aşan nüfusuyla, halen önlemeyen bir artışın ve iştah kabartan yeni uydu kentlerin merkezi konumunda.
İmre Azem imza attığı bu ilk uzun metrajlı belgeselinde, seyircileri yıkık gecekondu mahallelerinden gökdelenlerin zirvesine, son yılların büyük projesi Marmaray’dan ihale aşamasındaki üçüncü köprü projesine kadar İstanbul’un yeni rant mekanlarını, ve tüm bu senaryolar arasına sıkışan kent insanlarını beyazperdeye taşıdı.

Reklamlar

Tartışma

Henüz yorum yapılmamış.

Yorumunuz

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

RSS Hertür Kültür

  • Beşiktaş'tan taraftarına uyarı: Leipzig maçına gelmeyin 22 Kasım 2017
  • TİSK'ten 'asgari ücret' uyarısı 22 Kasım 2017
  • Bursa'da suya yüzde 10 indirim 22 Kasım 2017
  • 21. İstanbul Tiyatro Festivali bitmeden kaçırılmaması gereken oyunlar 22 Kasım 2017
  • Hayvanlar tipide mahsur kaldı 22 Kasım 2017
  • Yer görevlisi el kol sallayarak uçağı durdurdu, muhtemel faciayı önledi 22 Kasım 2017
  • Son dakika Fenerbahçe haberleri 22 Kasım... Eljif Elmas'ın zamanı geldi 22 Kasım 2017

Stats