>
you're reading...
Ajans, BirGün

Erdokrasi “1933’ler Nazi Almanyası” Eşiğine Getirdiği Türkiye Cumhuriyeti’ni Linç Etme Darbesinde

gidisat-fasizme-dogru1 Kasım 2015 seçimlerinin yarın 1. yıldönümü. “İstikrar için oy isteyen” AKP bir yıl sonra Türkiye’yi 1933’ler Nazi Almanya’sı seviyesine getirdi. Kadına Şiddet ve Yahudilere Düşmanlık artışı gözlemlenen ülkeler, Faşizm girdaplarına girme işareti veren toplumlar özelliği  taşır. Türkiye “Erdokratik Totaliter Rejim” bataklıklarına nasıl saplandırıldı? BirGün Gazetesi yazarı, siyaset bilimci yrd. Doç. Dr. Yaşlı,“Türkçü faşizmden ‘Türk-İslam’ ülküsüne0000000716625-1kitabını geçen hafta yayınladı. Kutlu Esendemir GazetePort için 1 Kasım seçimlerinden bugüne Türkiye’yi ve olan biteni Fatih Yaşlı ile konuştu. Alıntılar:
[…1 Kasım 2015 seçimlerinde İktidar cephesindekiler]  Sandığa hangi algıyı yaratarak gittiler?
Halk sandığa, “Güçlü lider, güçlü devlet ihtiyacı” algısı yaratılarak götürüldü ve sadece dört ay önceki tablodan bambaşka bir tablo ortaya çıktı. Tek parti iktidarı yeniden tesis edildi. Bunun rejim açısından doğal sonucu başkanlık tartışmalarının acilen kamuoyu gündemine sokulmasıydı ki; tam da öyle oldu. Seçimlerin hemen sonrasında anayasa değişikliği ve referandum konuşulmaya başlandı. Ancak Cemaat’le yaşanan kavga ve sonrasındaki 15 Temmuz darbe girişimi, başkanlık tartışmalarını engelledi. Hatta darbe bastırıldıktan sonra iktidar partisinin bu yaşananlardan ders aldığı, “Yenikapı ruhu”na sadık kalacağı ve parlamenter demokrasiyi güçlendireceği gibi akla hayale sığmayacak iddialarda bulunuldu.
Evet.
Oysa darbenin şoku atlatıldıktan sonra iktidar partisinin kendi ajandasını yeniden yürürlüğe soktuğunu, bunun da başkanlık olduğunu görebiliyoruz. Bu ise 1 Kasım sonrası gündemin, yani başkanlık tartışmalarının kısa ve zorunlu bir aradan sonra tekrar karşımıza çıktığını gösteriyor.
Hedeflediklerinin ötesinde bir OHAL ve baskı uygulamak zorunda mı kaldılar?
Türkiye’de uzunca bir süredir anayasal düzen bizzat en tepedeki ismin defalarca dile getirdiği üzere bekleme odasına, yani fiilen askıya alınmış durumdaydı. Yani parlamenter sistem esası üzerine oturtulmuş olan rejim fiili başkanlık sistemiyle yönetilmeye başlanmıştı. 1-1415569232Dahası, Parlamento işlevsizleştirilmişti. Grevler, “Milli güvenlik” gerekçesiyle erteleniyor, mitinglere katılımlar ve dolayısıyla hem protesto ve eylem hakkı hem de ulaşım hakkı engelleniyordu. Bunun dışında, “Mikro OHAL” diyebileceğimiz geçici güvenlik bölgeleri ilan ediliyordu. Dolayısıyla ilan edilmemiş ama çoktan süreklileşmiş bir olağanüstü halin, bir “istisna durumu”nun içerisinde yaşıyorduk.
Ya darbe girişimi?
“Allah’ın bir lütfu” olarak 15 Temmuz darbe girişimi, ki bu, Cemaat’in Türkiye’ye yaptığı en büyük kötülüktür; fiili olağanüstü halin resmileşmesini sağladı. Rejim kendisine Anayasa içerisinden bir dayanak buldu ve o dayanak aracılığıyla resmi olarak da Anayasa’yı askıya almış oldu. Dolayısıyla OHAL’in, “Hedeflenenin ötesinde” olduğunu, istenmeden ilan edildiğini ve yakın zamanda kaldırılacağını da düşünmüyorum.
1 Kasım seçimlerinden bu yana 1 yıllık sürece baktığınızda ortaya çıkan somut tablo nedir?
Somut tablo şudur: İçeride ve dışarıda şiddet siyasetin merkezine yerleşmiş durumdadır. Kürt sorunu giderek kangrenleşirken, Suriye ve Irak’ta yeni maceraların peşinde koşulmaktadır. Türkiye emperyal heveslerle adım adım Ortadoğu bataklığına sürüklenmektedir. 15 Temmuz gecesi devletin silahlı güçleri birbirine silah çekmiş, sonrasında kışlaların önüne kamyonlardan barikatlar kurulmuştur. Son birkaç ayda on binlerce insan tutuklanmış, yüz binlerce insan işsiz kalmıştır.
Varılan nokta nedir?
Devlet aygıtı ve düzen çok ciddi bir çöküntüden geçmekte, bunun başkanlık İktidar her şeyi kontrol eder gibi bir algı yaratabiliyor. Bu ne kadar gerçekçi?
yahudilere8maddeHiçbir rejim hiçbir zaman her şeyi kontrol edemez. İşte bakın, en önem verdikleri yer olan eğitim. İmam- hatipleştirme, zorunlu din dersi, proje okullar adı altında en başarılı liselerin talanı… Onca baskıya, onca propagandaya rağmen, 16-17 yaşında çocuklar muazzam bir direniş örneği sergiliyorlar. Bunu yaparken yüzlerini bu ülkenin aydınlık mirasına, Nazım’a, Orhan Kemal’e, Ahmed Arif’e dönüyorlar, “Laiklik” diyorlar, “Bilimsel eğitim” diyorlar, “Özgürlük” diyorlar. Ne kadar sıkarsanız sıkın, toplumlar öyle ya da böyle bir yerlerden patlarlar. Bu rejimin Türkiye’ye istikrar getirme, yerleşme, toplumun çoğunluğu kendi projesine ikna etme şansı yoktur ve tam da bu nedenle rıza mekanizmaları işlemedikçe zor mekanizmaları daha çok devreye sokulmaktadır.
Bu algıyı yaratabilmek için, yani her şey yolunda gidiyormuş gibi görünmek için nasıl bir profesyonel çalışma yapılıyor?
Rejimin elinde çok büyük bir propaganda aygıtı var. Onlarca gazete, radyo, televizyon. Bunlar gece gündüz iktidarın tezlerini halkın zihnine boca edip, rejimin ideolojisini zihinlere kazımaya çalışıyorlar. Bu gazetelere, televizyonlara bakarsanız, dünyanın en gelişkin demokrasisi bizde, insan haklarına en çok riayet eden ülke biziz, özgürüz, ekonomide işler tıkırında, bütün bir Ortadoğu kurtarıcı olarak bizi bekliyor, Musul aslında bizim, Kerkük de, on iki adalar da öyle. Bütün dünya bize karşı, iç ve dış düşmanlar beraberce bizi bölmeye, yıkmaya, yok etmeye çalışıyor vesaire. Parçaları az çok böyle olan bir, “Büyük yalan” var ve rejim bu büyük yalanın ve o yalanı yaymakla görevli propaganda aygıtının üzerinde yükseliyor.
[…] 15 Temmuz sonrası ortaya çıkan ekonomik ve siyasal tablo, iktidar açısından KHK’larla sürdürülebilecek bir durum mu?
Ülkenin OHAL ve KHK’larla yönetilmesinin bir sınırı olduğunun iktidar da farkında. Tam da bu nedenle OHAL’le ve KHK’larla yönetmekten pek farklı olmayacak ama, “Başkanlık” adı altında anayasal statüye kavuşacak bir rejimin peşinde koşuyorlar. İçinde bulunduğumuz durumdan, “Parlamenter demokrasiye dönüş”le çıkmayı değil mutlak güç sahibi bir rejimle çıkmayı planlıyorlar. Ancak başkanlık gelse dahi, bunun rejimi istikrara kavuşturabileceğini ve geniş kitleler nezdinde rızanın tesis edilebileceğini düşünmüyorum.
1 Kasım seçimleri sonrası, Devlet Kürt sorununun çözümü konusunda eski şiddet metodlarına döndü. Bu yeni eski politikalar, Türkiye’yi nereye vardırabilir?
Kürt sorununun şiddet aracılığıyla çözülebilmesinin mümkün olmadığının geride kalan 40 yılda çoktan görülmüş olması gerekirdi. O kadar uzun bir süre zarfında görülemediyse en azından şimdi görülmesi beklenirdi. Çünkü artık mesele net bir şekilde Türkiye sınırlarını aşan bölgesel ve uluslararası bir veçheye kavuşmuş durumda.[…]
Sıklıkla Türkiye’de şeriat tehdidinin altını çizen bir siyasal bilimci olarak şeriatla faşizmi nasıl ayırabiliriz?
Uzunca bir süredir şuna dikkat çekmeye çalışıyorum: Türkiye’de anayasaya hiçbir zaman, “Türkiye’de bir şeriat devletidir” yazılmayacak belki ama rejim, siyasal ve toplumsal yaşayışı belirleyen, “Üst ilke” olarak her zaman dine başvuracak, siyasal ve toplumsal yaşayış giderek artan ölçüde dine endeksli bir şekilde düzenlenecek. Bu dinselleşmeyse kaçınılmaz olarak otoriterleşmeyle el ele gidecek. Dinselleşme ve otoriterleşme karşılıklı olarak birbirini besleyen iki eğilim olmaya devam edecek. Burada uzun uzun bir teorik faşizm tartışmasına girmek istemem ama bu gidişatın Türkiye özgüllüğünden beslenen bir tür dinsel faşizme doğru olduğunu söylemek çok da yanlış olmayacaktır.[…] Muhalefet cephesine bakarsak, ana muhalefet partisi CHP’nin bir stratejisi veya durumlara, değişimlere karşı bir eylem planına sahip olduğunu düşünüyor musunuz?
Kılıçdaroğlu ve CHP yönetiminin CHP’nin Türkiye’yi yönetebileceğine inandıklarını düşünmüyorum. Bir iktidar perspektifine ve cesarete sahip değiller. Düzenin ve küresel kapitalizmin AKP’ye ihtiyacı olduğunu biliyor ve buna göre hareket ediyorlar. Dahası ortada bir tehdit ve tehlike olduğu, Cumhuriyet’in çökertildiği ve gidişatın diktatöryaya doğru olduğu tespitlerinden yola çıkarak siyaset yaptıklarını da düşünmüyorum.
Ne umuyorlar peki?
Beklentileri eninde sonunda Erdoğan’ın gideceği ve Türkiye’nin normalleşeceği yönünde görebildiğim kadarıyla. Bunu hızlandırmanınsa bir iç savaşla neticelenebileceğini, düzeni ve devleti çökertebileceğini düşünüyor olmalılar ki, bu kadar mutedil bir siyaset yapmaya devam ediyorlar.
CHP sizce bir plana bağlı olarak mı, yoksa AKP’nin estirdiği kum fırtınasında yolunu, yönünü bulmakta zorlandığı bir ortamda mı siyaset yapıyor?
Erdoğan’sız bir AKP rejiminden ve CHP’nin küçük ortağı olduğu bir koalisyon hükümetinden daha fazlasını tahayyül edebildiklerini sanmıyorum.
Yenikapı ruhu en başından beri gerçek miydi? Yoksa liderler durumu idare ettiler veya birbirlerine katlandılar mı?
Hayır, böyle bir ruh hiçbir zaman var olmadı. İktidar partisi yaşadığı kaosu aşmasının yolunun kendisinin tüm halkın temsilcisi olarak göstermekten geçtiğinin farkındaydı ve bir süreliğine, “Kapsayıcı” ve “Ilımlı” bir siyaset izledi. Buna ihtiyacı kalmadığını gördükten sonraysa kendi kurduğu ve CHP yönetiminin büyük bir pervasızlıkla dâhil olduğu, “Milli mutabakat”ı bizzat kendi elleriyle yıkarak başkanlık tartışmasını tekrar gündeme getirdi.
Sizce CHP’nin Yenikapı ve Aksaray’a gidişi çaresizlikten miydi?
Buna çaresizlik değil de, iktidar perspektifinden yoksunluk, kendini hala devletin sahibi sanma, düzen partisi olma ve düzenin bekası adına hareket etmekten vazgeçememe dememizin daha doğru olacağı kanaatindeyim açıkçası.
MHP’nin durumunu nasıl yorumluyorsunuz? Devlet Bahçeli’nin tam da Cumhurbaşkanı’nın isteyeceği şeyi önceden istemesinin politik izahı nedir?
Bunun sadece ve sadece Bahçeli’nin koltuğunu koruma kaygısından kaynaklandığını sanmıyorum. Evet, faktörlerden biri bu ama asıl mesele MHP’nin bir devlet partisi olması. Düne kadar “eski devlet”in partisiydi ve bugün de “yeni devlet”in partisi olarak hareket ediyor. Devlet de giderek bir parti devleti karakterine büründüğü için devlet partisi olmak demek, iktidar partisine koltuk değnekliği yapmak anlamına geliyor. Bugün iktidarın izlediği politikalar MHP’nin iktidara geldiğinde izleyeceği politikalar olduğu için, 12 Eylül’den sonra bir kez daha MHP, “Biz iktidarda değilsek de fikrimiz iktidarda” diyebiliyor. Benim bu desteğe dair görebildiğim şey bu.
HDP 7 Haziran’dan 1 Kasım’a, o günden de bugüne hangi evrelerden geçti?
HDP esas olarak, “Çözüm süreci”nin partisiydi. Çözüm süreci devam ettiği sürece, yani iki taraftan insanlar ölmediği sürece etkili bir siyasi özne ve bir “Türkiye partisi” olabilirdi. Çatışmasızlıkla birlikte gidilen 7 Haziran seçiminin sonuçları bunu net bir şekilde ortaya koyuyor. Çatışmaların tekrar başladığı 7 Haziran sonrası dönem ve ardından gelen 1 Kasım seçimlerindeki gerilemede, silahlar konuşmaya başladığında, legal siyasetin nasıl bir kriz içerisine sürüklendiğini gösteriyor. Ben bunun devlet aklı tarafından görüldüğünü ve masanın devrilmesinin temel nedenlerinden birinin HDP’nin yükselişi olarak okunması gerektiği kanaatindeyim. Bugün gelinen noktada HDP yeniden ve doğal olarak Kürt sorunu merkezli bir partiye dönüştü, hem de 1 Haziran’da oy aldığı kitlelerle arasına bir mesafe girdi. Ayrıca, “Hendek savaşları”nın da Kürt legal siyasetini ciddi bir kriz içerisine sürüklendiğini söylememiz mümkün görünüyor.
Son KHK’larla, muhalif kesimlerde umutsuzluk, karamsarlık dibe vurdu. Sizce hala umut var mı?
Var. Hep olacak. Olmasa mücadele etmenin, yazmanın, konuşmanın, dahası yaşamanın bir anlamı olmazdı zaten.[…] Tamamını okumak için >  GazetePort Fatih Yaşlı röportajı

Reklamlar

Yorumunuz

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

RSS Hertür Kültür

  • İYİ Parti'den NATO açıklaması 18 Kasım 2017
  • Yapı denetim firmalarına ceza yağdı 18 Kasım 2017
  • CHP lideri Kılıçdaroğlu'ndan NATO'daki skandala tepki 18 Kasım 2017
  • Şişli'de polisin 'dur' ihtarına uymayan araçla kovalamaca 18 Kasım 2017
  • 1780 maden denetimden geçemedi 18 Kasım 2017
  • NATO'daki skandalın arkasında S-400 alma planı mı var? 18 Kasım 2017
  • İsrail'den Fransız politikacılara yasak 18 Kasım 2017

Stats