>
you're reading...
Duvar

#tamam: AKP iktidardan inse veya inmese Azınlıkları AKTürkiye’de hangi gelecek bekliyor?

Capture d'écran 2018-05-09 11.33.44

Twitter’da hem dünya hem de Türkiye gündeminde #TAMAM birinci sıraya geldi.

Erdoğan’ın “Şayet bir gün milletimiz ‘tamam’ derse ancak o zaman biz kenara çekilirizsözlerinden sonra sosyal medyada #TAMAM etiketi 2 milyondan fazla paylaşıldı ve dünya trendlerinin en üst sırasına çıktı. Muhalefet partileri ve adaylarının 24 Haziran’da düzenlenecek erken seçim kampanyası, Twitter’da tek bir slogan altında bu şekilde bizzat Erdoğan tarafından başlatılmış oldu. İstanbul Kadıköy’de bir grup ‘TAMAM’ sloganları atarak sokaklara çıktı. Grubun Kadıköy’de herkesi ‘TAMAM’ demeye davet etmesi üzerine polis müdahale etti.
Sosyal medyada Tamam mı? Devam mı? kampanyası varılan AKTürkiye gerçeklerine bakmanın gerekliliğini hatırlatıyor. Bir süre önce İrfan Aktan’a, Gazete Duvar’da verdiği röportajda tarih ve siyaset bilimci Hamit Bozarslan; “Türkiye toplumu çöküyoruyarısı yaptı. Yaptığı analiz, varılan AKTürkiye sonuçlarına ışık tutuyor ve “Yahudisi, Ermenisi, Alevisi, Aydınları, Kürtleri ile Azınlıkları hangi gelecek bekliyor?” sorgulasına yanıtlar getiriyor:
Türkiye’nin imparatorluk nostaljisini İbn Halduncu perspektifle değerlendirdiğinizde nasıl bir tahlil yapıyorsunuz? Bu nostalji yeni bir güce mi, sıkışmışlığa mı dayanıyor?
Son dört yılda Türkiye’nin devlet rasyonalitesi tümüyle imha edildi. Türkiye artık ancak krizlerle yaşayan bir rejimle yönetiliyor ama aynı rejim, krizlerin sonuçlarını kontrol edemiyor. 2012’den sonra Mısır’la, İsrail’le, Rusya’yla, keza Batı’yla yaşanan krizler Türkiye’nin Ortadoğu siyasetinde tam bir çöküş yaşadığını gösterdi. Aynı krizleri iç siyasette de görüyoruz. Yani Türkiye artık kriz üretmeden yaşayamayan bir rejim tarafından yönetiliyor. İbn Haldun bu vaziyeti “devletin bunaklığı ve bu bunaklıktan çıkış hamleleri” olarak tanımlardı. […] Türklerin tarihsel misyonunun iç ve dış düşmanlar tarafından suikaste uğradığını Erdoğan açık bir şekilde dile getiriyor. Erdoğan, geleceği, tarihten intikam alınacak bir zaman dilimi olarak görüyor. Bu da kaçınılmaz olarak şiddete başvurmayı gerektiriyor.[…]

Türkiye toplumu farklı etnik, dini, ideolojik aidiyetleri olan heterojen bir toplum. Üstelik 16 Nisan 2017 referandumunda bu toplumun yarısı Erdoğan’ın talebine “Hayır” dedi. Dolayısıyla “sersemletilmiş” dediğiniz toplumdan kastınız, yüzde 50 mi?
Sanıyorum yüzde 50’yi aşan bir orandan söz etmek lazım. 1950’den sonra, 1973-77 istisnası dışında, yapılan seçimlerin hemen hepsinde muhafazakâr partiler yüzde 60-65 oranında oy aldı. Şu anda muhafazakâr-Sünni kesimin önemli bir kısmının iktidara karşı siyasi bir pozisyon geliştirebilme kapasitesine sahip olmadığı görülüyor. Öte yandan AKP’ye veya Erdoğan’a oy vermeyen CHP’nin ulusalcı kısmının da Efrîn harekatına karşı olmadığını biliyoruz. Elbette, Türkiye toplumu heterojen ama savaş yanlılarının sesi çıkarken savaş karşıtlarının sesi çıkamıyor. Dolayısıyla Kürtlerin dışındaki toplumsal katmanların pozisyonunu okumamız oldukça zor.
Türkiye’deki rejimin geleceğine dair öngörüde bulunamıyoruz ama böylesi bir rejimin kendisini tahrip etmeden devam edebilmesi mümkün değil. Çünkü böyle bir rejim ancak yeni düşmanlar üreterek varlığını sürdürürken belli bir noktadan sonra düşmanlar ona yetmiyor. Zamanla iç düşmanlar dış düşmanlara dönüşüyor; AKP içinde bazılarının neredeyse hain olarak tanımlanması bunu açıkça gösteriyor. Böylesi bir siyaset sürekli bir iç ve dış seferberlik gerektiriyor ama bu seferberliğin de imkânları yok. Mesela şu anda Türkiye toplumunun yüzde 60’ından fazlası Efrîn harekatını desteklese de gidip orada ölmek isteyenlerin sayısının birkaç bini aşmayacağını sanıyorum. Ya da 15 Temmuz sonrası yapılan gösterileri şu anda tekrarlatmak da mümkün görünmüyor. Böyle bir rejim hem seferberliğe ihtiyaç duyuyor ama kendi varlığı için gerekli olan kurumları imha ettiği için seferberliği imkânsız kılıyor. Kurumların reddi tek adam rejiminin kaçınılmaz sonucudur. Tek adam rejimlerinde bireyleştirilmiş kitleler ile lider arasında doğrudan bir ilişki gerekiyor ama bu ilişkinin uzun sürmesi mümkün değil. Fakat bu tür rejimlerin çöküş nedenlerini ancak çöküş gerçekleştikten sonra anlayabiliyoruz.

Geçtiğimiz günlerde Akit isimli bir televizyonun sunucusu “sivil öldürecek olsak Cihangir’den başlarız, Nişantaşı, Etiler, Türkiye Büyük Millet Meclisi var” dedi. Bu sözlerin şahsi olduğunu mu düşünüyorsunuz yoksa yeni bir iç düşman hedeflenmesine mi işaret ediliyor?

Kürt hareketini destekleyen ya da Türkiye açısından demokratik bir senaryo öngören Türklerin AKP açısından düşman kategorisinde olduğunu zaten biliyoruz. Öte yandan iktidar, toprağın ancak şehit kanlarıyla sulanması şartıyla vatan haline gelebileceği söylemini dillendiriyor. Şehitlik, düşmanlık, hıyanet, yaşamsal alan kavramının sürekli tekrarlanması kaçınılmaz olarak Nazizmle benzerlik taşıyor, Goebbels’in söylemiyle çakışıyor. Bu çok tehlikeli bir aşama. Çünkü zihinleri belirliyor ve bu kavramları kanıksatıyor. Kimse bu kavramları sorgulamaya bile yeltenmiyor. Beni korkutan ikinci gelişme ise devletin paramiliter bir nitelik kazanması. Bu paramilitarizasyon üzerine çok çalışılmadı. JÖH, PÖH, Osmanlı Ocakları, SADAT gibi girişimler devletin artık rasyonel olmadığını, devletin şiddet kapasitesinin kendi organları tarafından değil toplumun en saldırgan, en milliyetçi, en lumpen katmanları arasında üretildiğini gösteriyor. Söylem ve paramilitarizasyonu aynı anda değerlendirdiğimizde, gelecek açısından son derece korku verici işaretlerle karşılaşıyoruz.

BAZI REJİMLER TOPLUMLARI DA İMHA EDEREK ÇÖKÜYOR

İki ihtimalden söz ediyorsunuz. Ya rejimin kendi kendini de çökertecek politikaları sürdürmesi veya rasyonaliteye dönüşü. Fakat rasyonaliteye dönüşün mümkün olmadığına, gidişatın rejimin yıkılmasıyla sonuçlanacağına dair öngörüden umut devşirenler de var. Yıkım, beraberinde yeni bir rasyonalite mi getirir yoksa şimdikini de aşan bir yıkım evresine mi kapıyı aralar?

Onu da şu anda öngörmek mümkün değil ama şu kesin ki, bu tür yıkımlar toplumun yıkılmasını da beraberinde getiriyor. Saddam Hüseyin rejiminin çökmesi Irak toplumunun kurtulması anlamına gelmedi. Şu an Suriye rejimi çökmedi ama rejim, toplumu imha ederek ayakta kalabildi. Türkiye açısından beni korkutan da toplumun çöküyor olması. Ahlaki bir çöküş, eğitimde, dilde çöküş son derece yoğun. Bazı rejimler toplumları da imha ederek çöküyor. İbn Haldun şunu söylüyor: Normalde bir medeniyet yükseliyor, gelişiyor, mükemmelleşiyor ve çöküyor. Ondan sonra da yeni bir döngü başlıyor ve medeniyet yeniden yeşeriyor. Fakat İbn Haldun şunu da ifade ediyor; bazı hallerde toprak o kadar kısırlaşabiliyor ki, medeniyetin yeniden yeşerebilmesi mümkün olmuyor. Bu ihtimali gözardı etmemek gerektiği için muhalefete büyük bir sorumluluk düşüyor. Muhalefetin toplum içinde bir rasyonalite üretebilmesi büyük bir cesaret gerektiriyor. Eğer muhalefet, AKP ve devletin kaybettiği rasyonaliteyi kendi seyrinde geliştiremezse, Türkiye’yi çok tehlikeli bir gelecek bekliyor.

AKP’ye oy vermeyen seküler, şehirli nüfus, militarizm ile İslamcılığı birleştiren yeni jargona şiddetli bir itirazda bulunmadı. Bu kabullenmenin tek nedeni süregelen baskı mı, yoksa zaten sahiplendikleri sekülerizmin temelinin sağlam olmadığının zımni bir kabullenmesi mi var?

Bu her şeyden önce toplumun ne kadar zayıfladığını gösteriyor. Toplumsal direniş mekanizmalarının çökmesi, kanıksamayı da beraberinde getiriyor. Türkiye’de iki ayda olanlar, Fransa’da on yılda olmuyor. Hannah Arendt, eğer her gün çok büyük bir olay oluyorsa ve bu olay dünkü olayı unutturuyorsa o zaman toplumun varlığı mümkün değil, diyor. Toplumun oluşabilmesi için zamanda ve mekânda sınırlı sayıda bazı tutamaklar, kilometre taşları olması gerekir. Eğer günde on tane büyük olay yaşanmışsa, bundan hareketle bir kronoloji veya kolektif bellek oluşturabilmek mümkün değil. Kolektif bellek çökünce, bellek kişisel bir nitelik kazanıyor. Şu anda Türkiye’de yaşanan da bu. 30-40 yıl önce Türkiye’de kolektif bir bellek oluşturulması belki mümkündü. 12 Mart bir tutamaktı, 73-77 seçimleri, 1981, 1991 birer tutamaktı. Ama şu anda neredeyse günde dört-beş önemli olay oluyor. Zamanın hızlanması aynı zamanda zamanın çökmesi anlamına da geliyor. Bu da kanıksanmayı kaçınılmaz olarak beraberinde getiriyor. Bunu 1930’lar ve 40’lar Almanya’sında da görüyoruz. Dilbilimci Victor Klemperer, Almanya’da tarihin ortadan kalktığını söylüyor. Victor Klemperer, Nazi Almanya’sında döşenen her yolun, düşen her bombanın tarihsel bir olay olduğunu, Hitler’in her konuşmasının tarihsel olarak değerlendirildiğini söylüyor. Bu kadar çok şeyin tarihsel kopuş olarak adlandırıldığı bir dönemde artık tarihten bahsedebilmek mümkün değil. Türkiye’de de artık bir tarihten bahsetmek mümkün değil. Çünkü her şey bir tarihsel kopuş olarak sunuluyor ve kopuşlar da birbiri ardına geliyor. O yüzden diyorum, toplumun artık kolektif bir bellek oluşturması mümkün değil. [...]”
Hamit Bozarslan; “Türkiye toplumu çöküyor” röportajı Gazete Duvar’da

 

Reklamlar

Tartışma

#tamam: AKP iktidardan inse veya inmese Azınlıkları AKTürkiye’de hangi gelecek bekliyor?” için bir yanıt

  1. Çok yerinde bir düşünce. İktidarda kim olursa olsun, Türkiye’de azınlıkların yeri dardır. Zaman kaybetmeden başka ufuklara bakın!

    Posted by Isaac Haskıya | 10 Mayıs 2018, 10:26 am

Yorumunuz

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

RSS Hertür Kültür

  • KRİPTOPARA – BIS raporuyla piyasa hacmi yüzde 5.7 düştü 25 Eylül 2018
  • Simge Fıstıkoğlu anne oldu 25 Eylül 2018
  • Tümer Metin'den bomba Soldado iddiası 25 Eylül 2018
  • (Görüntülü) İstanbul Esenyurt Üniversitesi'nden yeni akademik yıla 'merhaba' 25 Eylül 2018
  • EMTİA PİYASALARI – Brent varil başına 81 doları aştı 25 Eylül 2018
  • İşitme kaybı olan Talha'nın babası: Sorun çözülmezse sessizliğe mahkum olacak 25 Eylül 2018
  • Kum zambağını koparana 48 bin lira para cezası 25 Eylül 2018

Stats

Reklamlar